|
Hz. İsa Ölmedi ve Öldürülmedi
z.
İsa, hayatı Kuran'da detaylı olarak bildirilen
mübarek peygamberlerden biridir. Kendisi, Rabbimiz'in
bir mucizesi olarak babasız dünyaya gelmiştir.
Hz. İsa'nın mucizevi doğumu Kuran'da şöyle bildirilir:
... Meryem oğlu
Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir.
Onu ('Ol' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir
ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine
inanınız... (Nisa Suresi, 171)
Hz. Meryem, Cebrail'in kendisine
insan suretinde görünmesiyle Hz. İsa'nın doğumu
hakkında müjdelenmiştir. Hz. İsa henüz dünyaya
gelmeden, Allah onun sahip olduğu mucizevi ve
üstün özellikleri Hz. Meryem'e bildirmiştir. Hz.
İsa'nın dünyada ve ahirette seçkin ve onurlu bir
insan olduğu ve çeşitli mucizeler göstereceği
ayetlerde şu şekilde haber verilmiştir:
Hani Melekler,
dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah Kendinden
bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı
Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın
kılınanlardandır. Beşikte de, yetişkinliğinde
de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir."
(Al-i İmran Suresi, 45-46)
Ben
onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir
şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk
edin.'...
(Maide Suresi, 117)

Giovanni Bellini,
Hz. Meryem ve Azizler, 1505, S. Zaccaria
Venedik |
Hz. Meryem'in içinde yaşadığı
toplum ise daha doğum anından itibaren Hz. İsa'yla
ilgili cahilce zanlarda bulunmuş ve Hz. Meryem
gibi mübarek bir insana iftira atmaya kalkışmışlardır.
Kuran'da, iman etmeyenlerin Hz. İsa'nın mucizevi
doğumuna gösterdikleri tepki ve Hz. İsa'nın Rabbimiz'den
bir mucize olarak daha beşikteyken onlarla konuşması
şöyle bildirilir:
Böylece onu
taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: "Ey Meryem,
sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun'un
kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi
ve annen de azgın, utanmaz (bir kadın) değildi."
Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler
ki: "Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl
konuşabiliriz?" (İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben
Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitab'ı verdi
ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam (olayım,)
beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe,
bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme
itaati de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı.
Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün
ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım gün de."
(Meryem Suresi, 27-33)
Henüz beşikte iken insanlar ile
konuşan Hz. İsa, Allah'ın takdiri ile, körleri
ve hastaları iyileştirmek, çamurdan kuş yapıp
uçurmak gibi daha pek çok mucizeler göstermiştir.
Rabbimiz'in Hz. İsa'ya verdiği bu mucizeler Kuran'da
şöyle haber verilmiştir:
Allah şöyle diyecek:
"Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi
hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim,
beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla
konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı
ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde
(bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle
ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan
kör olanı, alacalıyı (cüzzamlıyı) iznimle iyileştiriyordun,
(yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun.
İsrailoğulları'na apaçık belgelerle geldiğinde
onlardan inkara sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık
bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğulları'nı
senden geri püskürtmüştüm." (Maide Suresi, 110)
Babasız olarak dünyaya gelmesi,
beşikte iken konuşması, Allah'ın kutsal kitaplarını,
Tevrat'ı, İncil'i ve Kitab'ı (Kuran'ı -en doğrusunu
Allah bilir-) bilmesi, çamurdan kuş biçiminde
bir şey yapıp nefesiyle canlandırıp uçurması,
doğuştan kör olanı, alaca hastalığı olanı iyileştirmesi,
ölüyü diriltmesi, insanların yediklerini ve saklayıp
biriktirdiklerini haber vermesi, kendisinden sonra
gelecek kutlu insanı, Peygamberimiz Hz. Muhammed
(sav)'i, "Ahmet" ismiyle haber vermesi gibi mucizeler
gösterdiği halde, gönderildiği toplum içerisinde
Hz. İsa'ya inananların sayısı çok az olmuştur.
Hz. İsa'nın Mücadelesi
Mesih
ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi)
melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle
çekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye
'karşı çekimser' davranırsa ve büyüklenme
gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü
huzurunda toplayacaktır. (Nisa Suresi, 172)

Marco Basaiti, Venedik,1470-75 |
Derin Allah korkusu ve sevgisi
ile tüm peygamberler gibi, bütün insanlara örnek
olan Hz. İsa hayatı boyunca inkar edenler ve müşriklerle
fikri mücadele içinde olmuştur. Din ahlakından
uzaklaşmış olan İsrailoğulları'na, Allah'ın varlığını
ve birliğini anlatmış, Rabbimiz'in insanlara emrettiği
ahlakı onlara bildirmiştir. Kavmini, Allah'a iman
etmeye, gönülden teslim olup Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmak için yaşamaya, günahlardan ve kötülüklerden
sakınmaya, salih amellerde bulunmaya davet etmiştir.
Onlara dünya hayatının geçiciliğini ve ölümün
yakınlığını hatırlatmış, insanları yalnızca Allah'a
ibadet etmeye ve sadece Allah'tan korkup sakınmaya
çağırmıştır.
Hz. İsa'nın yaşadığı dönemde,
Akdeniz ve çevresi tümüyle Roma İmparatorluğu'nun
egemenliği altındaydı. Roma'nın dini, Akdeniz
çevresinde yaşayan dönemin diğer toplumları gibi
çok tanrılı batıl bir dindi. Yunan mitolojisinin
hayali tanrıları, farklı isimler altında, Roma
mitolojisinde de kullanılmaktaydı. Filistin topraklarında
yaşayan Yahudiler ise Roma İmparatorluğu'nun yönetimi
altında azınlık konumundaydılar. Ancak Roma yönetimi,
Yahudilerin inanışlarına ve iç işlerine fazla
karışmıyordu. Bu arada Yahudiler ise, MÖ 2. yüzyıldan
itibaren kendi aralarında bir parçalanma sürecine
girmişlerdi. Eski Ahit ve Yahudi geleneklerinin
çeşitli gruplar tarafından farklı yorumlanmasıyla,
bazı mezhepler ortaya çıkmış ve bu mezhepler arasında
ciddi tartışmalar yaşanmaya başlamıştı. Bu tartışmalar,
toplumda endişe ve huzursuzluğa neden oluyor ve
karmaşa bir türlü ortadan kaldırılamıyordu. Yahudilik,
Allah'ın Hz. Musa'ya vahyettiği hak olan halinden
uzaklaşmış, pek çok batıl inanış ve kuralın eklenmesi
ile dejenere edilmişti.
Hz. İsa ise, Yahudilere, hakkında
ihtilafa düştükleri konuları açıklamak, insanların
özünden uzaklaştıkları hak din ahlakını onlara
yeniden öğretmek, bazı Yahudilerin din ahlakına
karıştırdıkları çarpık düşünceleri ve hurafeleri
ortadan kaldırmak için gönderilmişti. Kuran'da
Hz. İsa için şu şekilde haber verilmektedir:
İsa, açık belgelerle
gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim
ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını
size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan sakının
ve bana itaat edin. Şüphesiz Allah, O, benim
de Rabbim, sizin de Rabbiniz'dir; şu halde O'na
kulluk edin. Dosdoğru yol budur." Sonra, içlerinden
birtakım fırkalar ihtilafa düştü. Artık, acı
bir günün azabından vay o zulmetmiş olanlara.
(Zuhruf Suresi, 63-65)
Benden önceki
Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı
şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz'den
bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana
itaat edin (Al-i İmran Suresi, 50)
Hz. İsa'nın insanlara hak dini
tebliğ etmesi, din ahlakına uygun olmayan düzenden
menfaat sağlayan çevrelerde büyük rahatsızlık
uyandırmıştı. Sahte din adamları ve Allah'a şirk
koşan müşrikler bu çevrelerin başında gelmekteydi.
Bunlardan bazıları oluşturdukları sahte din anlayışı
ile toplum içinde statü kazanmış ve maddi imkanlarını
artırmışlardı. Dinin gerektirdiği güzel ahlakı
değil, kendilerine menfaat sağlayan adaletsizliği,
zulmü, yalanı, müşrikliği savunuyorlardı. Bazı
şekli ibadetleri, kendilerince, yalnızca gösteriş
için yerine getiriyor, bunlarda da Hz. Musa'nın
getirdiği hak dini korumuyor, pek çok batıl hüküm
ve hurafeyi dinlerine dahil ediyorlardı. Kuran'ın
"Artık vay hallerine; Kitab'ı kendi elleriyle
yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak
için "Bu Allah Katındandır" diyenlere..."
(Bakara Suresi, 79) ayetinde bildirildiği gibi,
bazı Yahudi ruhbanları Tevrat hükümlerini değiştirmişlerdi.

Phillippe de Champaigne, Son Yemek,
Luvr Müzesi, Paris
|
Hz. İsa ise, bu insanlara yalnızca Allah'a ibadet
etmeyi, Allah'tan korkup sakınmayı, Allah'ı sevmeyi
ve Allah için yaşamayı öğütlüyordu. Allah rızası
için güzel bir ahlak yaşayıp, batıl dinlerinden
yüzçevirmeleri gerektiğini; insanlara adaletsizlik
yapmaktan sakınmalarını bildiriyordu. Kendilerini
ve halkı kandırmaktan vazgeçip samimi olarak iman
etmelerini tebliğ ediyordu. Gösterdiği mucizeler
onun, Allah'ın alemler üzerine seçip beğendiği,
ilim ve kuvvet olarak desteklediği, çok kıymetli
bir peygamber olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.
Onun iman derinliği, yüksek ahlakı, üstün kavrayışı
ve hikmetli açıklamaları insanlarda büyük bir
hayranlık uyandırıyordu. Ancak, mevcut batıl düzenlerini
korumakta inat eden söz konusu kimseler, Hz. İsa'ya
itaat etmediler.
Hz. İsa'nın kavminin arasında
bulunduğu dönem boyunca, ona tabi olanların sayısının
çok az olduğu bilinmektedir. Kuran'da, Hz. İsa'nın
kavminin inkarda direnmesi üzerine, kendisinin,
yardımcılarının kimler olduğunu sorduğu bildirilir.
Bu soru karşısında, Hz. İsa'ya tabi olduklarını
söyleyenlerin, yani Havarilerin, sayısı ise oldukça
azdır. Ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Nitekim İsa, onlarda
inkarı sezince, dedi ki: "Allah için bana yardım
edecekler kimdir?" Havariler: "Allah'ın yardımcıları
biziz; biz Allah'a inandık, bizim gerçekten
Müslümanlar olduğumuza şahid ol" dediler. "Rabbimiz,
biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece
bizi şahidlerle beraber yaz." (Al-i İmran Suresi,
52-53)
|

Ey insanlar, şüphesiz elçi size Rabbinizden
hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin
için hayırlıdır. Eğer inkara saparsanız,
şüphesiz göklerde olanların ve yerde olanların
tümü Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm
ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 170)
|
Samimi müminlerin önemli özelliklerinden biri
gayba iman etmeleri ve elçilere her koşulda hiçbir
mazeret öne sürmeden gönülden itaat etmeleridir.
İhlasla Allah'a iman eden kimseler, Allah'ın elçilerinin
söylediği her sözün hak olduğunu bilir, onlara
gönülden güvenir, teslim olur, sever ve içten
saygı duyarlar. İman edenlerin peygamberlere olan
sevgisi, " Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden
daha evladır..." (Ahzab Suresi, 6) ayetiyle
de haber verildiği gibi her türlü sevginin, bağlılığın
üstündedir. Nitekim, sahabenin Peygamber Efendimiz
(sav)'e olan bağlılıkları ve müşriklerle yapılan
savaşlarda bir an bile tereddüt etmeden kendilerini
mübarek Peygamberimiz (sav)'in önüne atmaları
bu konuda çok güzel bir örnektir.
Romalı putperestlerin, sözde
dindar olduklarını öne süren bazı müşrik Yahudilerin,
menfaatlerinin zarar görmesinden endişe eden toplumun
önde gelenlerinin baskılarının yanı sıra, Hz.
İsa'ya tabi olanların sayısının çok az olması
da Hz. İsa'nın içinde bulunduğu ortamın zorluğunu
göstermesi açısından dikkat çekicidir. Ancak şunu
da belirtmek gerekir ki Hz. İsa'nın mücadelesinin
böylesine zorlu bir ortam içinde geçmesinin birçok
hikmeti vardır. Hz. İsa ve ona gönülden tabi olan
ihlaslı müminler, Allah'ın izniyle, bu ortama
sabrettikleri ve mücadele ettikleri her anın karşılığını
Rabbimiz'in Katında en güzel şekilde alacaklardır.
Böyle ortamlar, iman edenlerin mücadele azmini
ve birbirlerine olan bağlılıklarını artıran; imanlarını
güçlendiren; Allah'a olan sevgilerini ve bağlılıklarını
sağlamlaştıran çok değerli ortamlardır. Müminler
yaşadıkları herşeyin Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiğine
iman eder ve Rabbimiz'den gelen herşeye gönülden
razı olurlar. Allah'ın iman edenlerin gerçek dostu
ve vekili olduğunun bilincinde olan müminler,
Allah'ın dininin muhakkak üstün geleceğini bilirler.
Allah, müminlerin aleyhine inkar
edenlere hiçbir zaman yol vermeyeceğini, peygamberlerin
ve onlara uyanların mutlaka galip geleceklerini
vaad etmiştir. İman edenlerin aleyhinde tuzaklar
kuranların ise, kurdukları tüm tuzakların başarısız
olacağı, bunun Allah'ın bir sünneti olduğu Kuran'da
bildirilmiştir:
(Hem de) Yeryüzünde
büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek.
Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını
sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden
başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın
sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın
ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm
de bulamazsın. (Fatır Suresi, 43)
Hz. İsa, diğer tüm peygamberler
gibi, kurulan tuzaklar karşısında gösterdiği üstün
kararlılığı ve sabrı ile tüm müminlere örnek olmuş,
onları cesaretlendirip şevklendirmiştir. İncil'deki
pek çok açıklamada, Hz. İsa'nın kendisine tabi
olanlara, "onları çeşitli zorlukların beklediğini,
ancak Allah'ın kendilerinin yardımcısı ve velisi
olduğunu" anlattığı yer almaktadır. Allah'a tevekkülü
ve teslimiyeti ile üstün bir ahlak gösteren Hz.
İsa, çevresindekilere de her zaman tevekküllü
olmalarını, her işi yapanın Allah olduğunu unutmamalarını
tebliğ etmiştir. İncil'de Hz. İsa'nın havarilere,
karşılaşacakları zorluklar ve bu durumda göstermeleri
gereken tevekkülü şöyle anlattığı yazılıdır:
İnsanlardan sakının. Sizi
mahkemelere verecekler, havralarında kamçılayacaklar.
Hatta benden ötürü valilerin ve kralların önüne
çıkarılacaksınız. Böylece onlara ve uluslara
tanıklık edeceksiniz. Sizleri mahkemeye verdikleri
zaman, neyi nasıl söyleyeceğinizi düşünerek
kaygılanmayın. Ne söyleyeceğiniz o anda size
bildirilecek. Çünkü konuşacak olan siz olmayacaksınız...
Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır. Bir
kentte size zulmettikleri zaman ötekine kaçın...
Bunun için onlardan korkmayın. Örtülü olup da
açığa çıkarılmayacak, gizli olup da bilinmeyecek
hiçbir şey yoktur. Size karanlıkta söylediklerimi,
siz gün ışığında söyleyin. Kulağınıza fısıldananı,
damlardan duyurun. Bedeni öldüren, ama canı
öldürmeye gücü yetmeyenlerden korkmayın. Hem
canı hem de bedeni cehennemde mahvedecek güçte
olan Allah'dan korkun. (Markos, 13:9-13; Luka,
21:12-17)
| Dediler ki: "Allah
oğul edindi." O, (bu yakıştırmadan)
yücedir. Hayır, göklerde ve yerde her ne
varsa O'nundur, tümü O'na gönülden boyun
eğmişlerdir.
(Bakara Suresi, 116)
|
Gerçekten de Hz. İsa döneminde
ilk Hıristiyanlar üzerindeki baskılar, Hıristiyanlığın
ilk üçyüz yılı boyunca da devam etmiştir. Hz.
İsa'ya inananların çoğunluğu kendilerini gizlemek
durumunda kalmış, inançlarını açıklayanların büyük
bir kısmı ise ağır cezalara çarptırılmış, işkenceye
maruz kalmış ve kimi zaman da katledilmişlerdir.
Ancak inkar edenlerin kurdukları tuzakların en
büyüğü elbette Hz. İsa'yı öldürmeye kalkışmalarıdır.
Dönemin bazı önde gelen Yahudileri, Romalı putperestler
ile iş birliği yapmış ve bazı münafıkların da
onlara destek vermesiyle, Hz. İsa'yı öldürmek
için plan kurmuşlardır. Planlarını gerçekleştirebilmek
için en ince detayına kadar her aşamayı hesaplamış
ve kendilerince tam olarak işleyecek bir düzen
kurmuşlardır. Ancak kurdukları bu düzen hiç ummadıkları
bir şekilde bozulmuş, onlar Hz. İsa'yı öldürdüklerini
sanırken, Rabbimiz Hz. İsa'yı Kendi Katına yükselterek,
bu mübarek peygamberini inkarcıların tuzaklarından
ve hilelerinden korumuştur. Tarihi bir mucizenin
tecelli ettiği bu harikayla, inkarcıların tuzakları
yerle bir olmuştur.
Burada önemli bir konuya değinmek
yerinde olacaktır. Daha önce de belirttiğimiz
gibi, Hz. İsa'ya tuzak kuranlar arasında Yahudilerin
sözde din adamları da bulunmaktadır. Makam ve
mevkilerini kaybetmek endişesi ile hareket eden
bu kimseler o dönemde yaşayan bazı Yahudilerden
de destek görmüşlerdir. Bu kişiler Romalı putperestler
ile işbirliği yapmışlar ve Hz. İsa'nın öldürülmesini
hedef alan bir plan kurmuşlardır. Allah Katında
şerefli ve üstün olan bir elçiyi, kendilerini
hak din ahlakını yaşamaya davet ettiği ve bu davetin
dünyevi çıkarlarını zedeleyeceğini düşündükleri
için öldürmeye kalkışmaları -her ne kadar bu hedeflerine
ulaşamamış olsalar da- büyük bir suçtur. Ayrıca
Hz. İsa'ya benzeyen bir başka kişiyi katlederek
cinayet suçunu da yüklenmişlerdir. Ancak bu suç,
yalnızca o dönemde bu planı kuran ve uygulamaya
koyanlara aittir ve hiç şüphesiz bu kişiler eylemlerinin
karşılığını ahirette eksiksiz alacaklardır. Ne
var ki, o dönemde yaşayan bir kısım Yahudinin
işlediği bu suç nedeniyle, Hz. İsa'ya kurulan
tuzaktan tüm Yahudileri sorumlu tutmaya kalkışmak
da önemli bir yanlıştır.
Allah İnkar Edenlerin Hz. İsa'ya Kurdukları Tuzağı
Boşa Çıkarmıştır
Bazı Yahudilerin ve Romalı putperestlerin
Hz. İsa'yı öldürmek için kurdukları plan, tarihin
farklı dönemlerinde inkarcıların pek çok peygambere
karşı kurdukları tuzaklardan biridir. Allah Kuran'da,
inkarcıların ne zaman kendilerine bir peygamber
gelse ve onları gerçek din ahlakını yaşamaya davet
etse, muhakkak ona karşı çeşitli tuzaklar kurduklarını
ve hatta onu öldürmeye kalkıştıklarını haber vermiştir.
Andolsun, Biz
Musa'ya kitabı verdik ve ardından peşpeşe elçiler
gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler
verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek,
size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı
bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız
onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek
misiniz? (Bakara Suresi, 87)
Hz. İbrahim'i ateşe atan, ordularıyla
birlikte Hz. Musa'yı takip eden, sevgili Peygamberimiz
Hz. Muhammed (sav)'i bir gece baskınıyla öldürmeye
kalkışan, Hz. Yusuf'u kuyuya terk eden, sadece
"Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için müminleri
yurtlarından sürmeye kalkışanlar, farklı dönemlerde
yaşamış olmakla birlikte benzer düşünce yapısına
sahip olan insanlardır. Hepsi, Allah'a ve elçilerine
başkaldırmaya kalkışmış, Allah'ın emrettiği din
ahlakına karşı gelmiş, ahirette yaptıklarının
hesabını vereceklerini göz ardı etmişlerdir. Peygamberlerin,
kendilerine Allah'ın kulu olduklarını hatırlatmalarına,
onları fedakar olmaya, sadaka vermeye, Allah rızası
için iyilikte bulunmaya, adil olmaya, tevazulu
olmaya davet etmeleri öfke duymalarına ve Allah
Katında seçkin ve tertemiz olan elçiler aleyhinde
tuzaklar kurmalarına neden olmuştur. İnkarcıların
bu zihniyeti bir Kuran ayetinde şöyle haber verilmektedir:
... Onlara elçiler
göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna
gitmeyen bir şeyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü
yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler. (Maide
Suresi, 70)
Benzer bir şekilde Mekkeli müşriklerin
de Hz. Muhammed (sav)'i yurdundan çıkarmak ve
öldürmek için tuzaklar tasarladıkları Kuran'da
bildirilmiştir. Rabbimiz, inkarcılar bu tuzağı
kurarken Kendisi'nin de onlara bir tuzak kurduğunu
haber vermiştir. Hiç kuşku yok, tuzak kuranların
en üstünü Yüce Allah'tır.
Hani o inkar edenler,
seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek
amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı
tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık)
kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına
karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi,
30)
Daha önce de belirttiğimiz gibi
inkar edenler Hz. İsa'yı da öldürmeye kalkışmışlardır.
Kendilerince çok kapsamlı bir plan yapmış ve Hz.
İsa'yı ele geçirerek öldüreceklerini düşünmüşlerdir.
Tarihi ve İslami kaynaklarda yer alan bilgilere
göre, bazı müşrik Yahudiler, Romalıları Hz. İsa
aleyhinde kışkırtabilmek için, Hz. İsa hakkında
pek çok yalan ve iftira ortaya atmışlardır. Böylece
Romalıların Hz. İsa'nın öldürülmesi için harekete
geçmesini hedeflemişlerdir. Yahudilerden bazılarının
Hz. İsa aleyhinde düzen kurdukları Kuran'da şu
şekilde bildirilmiştir:
Nitekim İsa, onlarda
inkarı sezince, dedi ki: "Allah için bana yardım
edecekler kimdir?" Havariler: "Allah'ın yardımcıları
biziz; biz Allah'a inandık, bizim gerçekten
Müslümanlar olduğumuza şahid ol" dediler. "Rabbimiz,
biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece
bizi şahidlerle beraber yaz." Onlar (inanmayanlar)
bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık)
bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en
hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 52-54)
Allah onların tuzaklarını hiç
ummadıkları bir şekilde tersine çevirmiştir. Hz.
İsa'yı hiçbir şekilde öldürememişler, ancak bu
konuda onlara bir benzetilme yapılmıştır. Rabbimiz
bu seçkin kulunu, inkar edenlerin tuzaklarından
koruyup kurtarmıştır. Nisa Suresi'nin 157-158.
ayetlerinde bu gerçek şöyle bildirilmektedir:
Ve: "Biz,
Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten
öldürdük" (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara
böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
(ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe).
Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe).
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler,
kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna
uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri
yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu).
(Nisa Suresi, 157)
Bilakis; Allah
onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür,
hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)
Kuran'ın diğer ayetlerinde de
haber verildiği gibi, Hz. İsa ölmemiştir ve Allah
Katında diridir. Allah'ın, Kuran'da Hz. İsa'ya
kurulan tuzakların bozulduğunu bildirmiş olması
da, Hz. İsa'nın Allah Katında diri olduğunun önemli
delillerinden biridir. Eğer Hz. İsa bazı kimselerin
iddia ettiği gibi ölmüş olsaydı (ki bu doğru değildir),
o takdirde bu, inkar edenlerin kurdukları tuzakla
hedeflerine ulaşmış oldukları anlamına gelirdi.
Zira bu tuzağın ana hedefi Hz. İsa'nın öldürülmesidir.
Ancak Allah, Hz. İsa'ya kurulacak olan bu tuzağı
bozacağını bildirmiş ve "...
Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle
yol vermez." (Nisa Suresi, 141) ayetinin
bir tecellisi olarak, inkar edenlerin Hz. İsa'yı
öldürmelerine izin vermemiştir. Kuran'ın pek çok
ayetinde, inkar edenlerin tuzaklarının hiçbir
şekilde başarıya ulaşamayacağı, bu tuzakların
yerle bir edilmesinin Allah'ın sünnetinin bir
gereği olduğu haber verilmiştir. Bu ayetlerden
bazıları şu şekildedir:
Gerçek şu ki,
onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların
düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da
olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen
(kötü bir karşılık) vardır. (İbrahim Suresi,
46)
… Gerçekten Allah,
kafirlerin hileli-düzenlerini boşa çıkarıcıdır.
(Enfal Suresi, 18)
Yoksa hileli-bir
düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) 'o
inkar edenler hileli-düzene düşecek olanlardır.
(Tur Suresi, 42)
Şüphesiz Allah,
(müşriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) iman
edenlerden uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Allah,
hain ve nankör olan kimseyi sevmez. (Hac Suresi,
38)
Doğrusu onlar,
hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar; Ben de
bir düzen kurup hazırlıyorum. Sen kafirlere
bir mühlet ver, az bir süre tanı. (Tarık Suresi,
15-17)
Onlardan öncekiler,
hileli-düzenler kurmuşlardı da, Allah(ın azap
emri) onların kurdukları yapıların temellerine
geldi, böylece üstlerindeki tavan tepelerine
çöktü; azap onlara şuurunda olmadıkları yerden
gelmişti. (Nahl Suresi, 26)
Hz. İsa Ölmemiştir
Allah'ın
mübarek elçilerinden biri olan Hz. İsa'nın ölmediği
ve öldürülmediği Kuran'da iman edenlere haber
verilmiş bir müjdedir. Bu gerçeği daha iyi anlayabilmek
için Hz. İsa'nın durumunun haber verildiği ayetlerin
detaylı olarak incelenmesi yerinde olacaktır.
Kuran'da, Hz. İsa'nın öldürülmediği
ve Allah Katına yükseltildiğini haber veren ayetlerin
başında Al-i İmran Suresi'nin 55. ayeti ve Nisa
Suresi'nin 157-158. ayetleri gelmektedir. Bu ayetlerde
yer alan ifadeler kelime kelime incelendiğinde,
Rabbimiz'in çok önemli bir gerçeği haber verdiği
görülür. Buna göre, Hz. İsa ölmemiş ve öldürülmemiş,
diri olarak Allah Katına yükseltilmiştir. Ayetlerde
işaret edilen bir başka gerçek ise; Allah Katında
diri olan Hz. İsa'nın, kıyametten önceki son dönemde
yeniden yeryüzüne döneceğidir. Kitabın ilerleyen
bölümlerinde Hz. İsa'nın ikinci kez dünyaya gelişinin
Kuran'dan ve hadis-i şeriflerden delilleri detaylı
olarak açıklanacaktır.
Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetinde,
Allah'ın Hz. İsa'yı "vefat ettireceği", inkarcılardan
koruyacağı ve onu Kendi Katına yükselteceği haber
verilmektedir. Ayetin tefsirinden çıkan mana,
-pek çok İslam alimi ve müfessirinin ortak görüşüyle-
Hz. İsa'nın ölmemiş olduğudur. Ayette şu şekilde
bildirilmiştir:
Hani Allah, İsa'ya
demişti ki: "Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat
ettireceğim (müteveffiyke), seni Kendime yükselteceğim
(rafiuke), seni inkar edenlerden temizleyeceğim
ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların
üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca
Bana'dır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde
aranızda Ben hükmedeceğim." (Al-i İmran Suresi,
55)
Bu ayette öncelikli olarak üzerinde
durulması gereken kısım, "seni Ben vefat ettireceğim"
cümlesidir. Ayette yer alan "vefat ettirmek" kelimelerinin
anlamları incelendiğinde ortaya önemli bir gerçek
çıkmaktadır. "Vefat ettirmek" Türkçede kullanılan
ölüm anlamından farklı anlamlara gelmektedir.
Türkçe meallerde öldürme ya da vefat ettirme olarak
çevrilen kelime, Arapçada "teveffa" kökünden
türemiştir ve bu kelime ölüm manasına değil, "canın
alınması", "teslim alınması" manalarına
gelmektedir. İnsanın canının alınmasının ise her
zaman ölüm anlamına gelmediği yine Kuran'da bize
bildirilmektedir. Örneğin "teveffa" kelimesinin
geçtiği bir ayette insanın ölümünden değil, uykuda
canının alınmasından bahsedilmektedir:
Allah, ölecekleri
(mevt) zaman canlarını alır (teveffa); ölmeyeni
de uykusunda (canını alır) (lem temut). Böylece,
kendisi hakkında ölüm kararı (el mevte) verilmiş
olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir
ecele kadar salıverir... (Zümer Suresi, 42)
|
Ne zaman onlara Allah
Katından yanlarındakini doğrulayan bir
elçi gelse, kitap verilenlerden birtakımı,
sanki bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitabı'nı
arkalarına attılar.
(Bakara Suresi, 101)

|
Bu ayette "vefat ettirme" olarak
tercüme edilen kelime ile, Al-i İmran Suresi'nin
55. ayetinde kullanılan kelime aynıdır, yani her
iki ayette de "teveffa" kelimesi geçmektedir.
İnsanın, gece içinde bulunduğu durum ölüm olmadığına
göre yukarıdaki ayette kullanılan "teveffakum"
kelimesi ölüme işaret etmemekte, "geceleyin
canlarınızı alan" anlamına gelmektedir. Eğer
"teveffa" kelimesi ölüm anlamında kullanılacaksa,
o zaman tüm insanların her gece uyuyarak geçirdikleri
vakitte biyolojik olarak öldüklerini söylemek
gerekecektir. Bu durumda Hz. İsa'nın da hayatı
boyunca uyuduğu her gece öldüğünü, diğer bir deyişle
binlerce kere öldüğünü iddia etmek gerekir ki,
bu akla ve mantığa aykırıdır.
Uykunun bir
tür vefat olarak değerlendirildiğini, ancak bununla
biyolojik ölümün kast edilmediğini gösteren örneklerden
biri de Peygamber Efendimiz (sav)'in uykusundan
kalktığı zaman "Bizi öldürdükten sonra dirilten
Allah'a hamdolsun" dediğini bildiren hadis-i
şeriftir.18 Hiç şüphesiz,
Hz. Muhammed (sav) bu hikmetli sözüyle, uyunduğu
zaman biyojik manada ölüm gerçekleştiğine değil,
uyuyan insanın bizim anladığımızdan farklı bir
anlamda "canının alındığına" dikkat çekmiştir.
Ünlü İslam alimi ve müfessir İbn Kesir de, Al-i
İmran Suresi'nin tefsirini yaparken, diğer pek
çok delil ile birlikte söz konusu hadis-i şerifi
kullanmıştır. İbn Kesir'in tefsirinde, "teveffa"
kelimesinin uykuya işaret ettiği, aynı kelimenin
diğer ayetlerde ne şekilde yer aldığı gösterilerek
açıklanır. Bu açıklamaların ardından, İbn Kesir,
İbn Ebu Hatim'den rivayet edilen bir hadisi de
kullanarak kanaatini şöyle ifade eder:
İbn Ebu Hatim
diyor ki; "Bize babam... Hasan'dan rivayet etti
ki, o, 'Seni vefat ettireceğim..." ayeti hakkında
şu açıklamada bulunmuştur: Burası, 'Seni uyku
ölümü ile öldüreceğim, yani uyutacağım'
anlamındadır ki, Allah Teala Hz. İsa'yı uykuda
iken göğe kaldırmıştır... Cenab-ı Hak, Hz.
İsa'yı şüphe götürmeyen bir gerçek olarak, uyku
ile vefat ettirdikten sonra göğe çekmiş
ve o dönemde kendisine eziyet eden Yahudilerin
eziyetlerinden kurtarmıştır.19
İslam alimlerinden Muhammed Zahid
el-Kevseri ise, "teveffa" kelimesinin anlamını
incelerken, ayette bu kelimenin ölüm manası taşımadığını
ifade etmiş ve Zümer Suresi'nin 42. ayetinde geçen
"mevt" kelimesine dikkat çekmiştir:
Eğer Hz. İsa
ölmüş olsaydı (ki bu doğru değildir), "Allah
ölüm vakti gelen nefisleri vefat ettirir."
(Zümer Suresi, 42) mealindeki ayette yer alan
ve ölüm anlamına gelen "mevt" kelimesi bildirilmezdi...
Şayet iddia edildiği gibi Allah-u Teala adi
ölümü (biyolojik anlamda ölümü) bildirmiş olsaydı,
bu açıkça haber verilirdi. Madem ki Allah, Yahudilerin
Hz. İsa'yı öldürmediğinden, vefattan ve göğe
yükselmekten bahsetmektedir, o halde burada
normal ölümün dışında bir mana düşünülmelidir.20
Kevseri ile aynı dönemde yaşamış
olan Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ise, Zümer
Suresi'nin 42. ayetini delil olarak göstererek,
"Şayet teveffa kelimesini, "öldürme" anlamında
alsaydık, ruhların da ölmesi gerekmektedir." yorumunu
yapmaktadır.21 Nitekim İslam
alimi Mevdudi'nin Kuran tefsirinde de, Al-i İmran
Suresi'nin 55. ayetinde geçen (Maide Suresi'nin
117. ayetinde de aynı kelime kullanılmaktadır)
"müteveffi" kelimesi için şu açıklamada bulunulmaktadır:
Arapça metindeki "müteveffi"
kelimesi, "teslim almak" ve "can almak" anlamlarına
gelen 'teveffa" kelimesinden gelir; fakat burada
mecazi anlamda kulanılmıştır. Burada "görevden
alma" anlamına gelmektedir.22
İslam tarihinin ilk müfessirlerinden
biri olarak kabul edilen Maturidi de, ayette Hz.
İsa'nın bilinen biyolojik anlamda ölümünden bahsedilmediğini
ifade etmiştir:
Ayette kast edilen şey, ölüm
anlamındaki vefat değil, bedenin dünyadan alınması
anlamındaki vefattır.23
İslam alimleri, teveffa kelimesinin
ayette geçen hali olan "müteveffiyke" kelimesini
yorumlarken Hz. İsa'nın ölmediği, Allah Katına
yükseltildiği ve kıyametten önce yeryüzüne tekrar
döneceği konusunda ittifak sağlamışlardır. Örneğin,
ünlü tefsir alimi Taberi, "müteveffiyke" kelimesinin
"yerden almak" manasında kullanıldığını ifade
eder ve ayeti şu şekilde açıklar:
Bize göre
en sıhhatli görüş bu kelimeyi "kabzetmek", "yerden
çekmek" manasında almaktır. Buna göre ayetin
anlamı; "seni yerden alıp, göklere çekerim"
şeklinde olur. Ayetin devamı da, ahir zamanda
inkarcılara karşı olan galibiyete dikkat çekmekle
bu fikri teyid eder mahiyettedir.24
Bu açıklamanın devamında Taberi,
"müteveffiyke" kelimesinin anlamı ile ilgili diğer
yorumlara da yer vermektedir. Kelimenin bir tür
uyku olarak açıklanması da, İslam alimleri arasında
kabul gören bir yorumdur. Mısırlı alim Halil Herras,
Hasan Basri'ye göre bu ifadeden maksadın "Ben
seni uyutup, uyku halindeyken kaldırıp Katıma
yükselteceğim" olduğunu ifade eder. Celaluddin
es-Suyuti ise tefsirinde, sahih hadislere dayanarak
Hz. İsa'nın ölmediğini açıklar ve şöyle der:
O halde Hz.
İsa göğe çıkarıldı ve kıyametten önce gelecektir.25
Osmanlı'nın son dönem İslam alimlerinden
Mehmed Vehbi de, bu ayeti aşağıdaki şekilde tefsir
ederek; Hz. İsa'nın ölmediğini ve öldürülmediğini
ifade etmiştir:
Ey İsa, Ben
seni uykuyla uyutarak mahall-i bereket
ve kerametim olan sema cihetine kaldırıp, Yahudilerin
şerrinden kurtaracağım ve kafirlerin fena fiillerini
senden temizleyerek, onların içinden çıkarıp
kötülüklerden kurtaracağım.26
Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetinde
Hz. İsa'nın ölmediğine işaret edildiğini ifade
eden İslam alimlerinden biri de İbn Teymiyye'dir.
İbn Teymiyye, ayette kast edilen mananın "bir
tür uyku ölümü" olabileceğini açıklarken şu yorumu
yapar:
Bu ayet, Hz.
İsa'nın ölümünün kast edilmediğine delildir...
Ayette geçen, "et-teveffi" sözü, beden olmaksızın
sadece ruhun veya ikisinin ölümünü, ancak başka
bir karineyle (konuyu bu anlamda açıklayan başka
bir delilin varlığı ile) gerektirir. Bundan
maksat uyku ölümü de olabilir. (Enam Suresi,
60. ayette olduğu gibi.) Ayetin son bölümündeki
"inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım."
sözü de bu şekildedir. Hz. İsa'nın vücudu ruhundan
ayrılmış olsaydı, onun vücududu da diğer peygamberler
gibi yerde olurdu.27
Elmalılı Hamdi Yazır ise, tefsirinde
bu ayetten anlaşılan anlamın, 'Hz. İsa'nın ölmediği,
Allah Katında diri olduğu' şeklinde bildirir:
... Bizce
bu tefsir ve inancın özeti şu demek olur: Allah'tan
bir kelime olan ve Ruhu'l-Kudüs ile teyid edilmiş
bulunan Mesih İsa'nın ruhu henüz kabzedilmemiştir.
Ruhunun eceli gelmemiştir. Kelime daha Allah'a
dönmemiştir. Onun daha dünyada göreceği işler
vardır.28
Görüldüğü gibi bu ayette, "vefat"
kelimesi Türkçede yaygın olarak kullanıldığı gibi
ölüm anlamı taşımamaktadır. Ayette bildirilen
"... seni Ben vefat ettireceğim... " cümlesiyle,
Hz. İsa'nın uykudakine benzer bir duruma sokularak,
Allah Katına yükseltildiği haber verilmektedir.
Hz. İsa ölmemiş, sadece Allah'ın takdiriyle bu
boyuttan ayrılmıştır. (En doğrusunu Allah bilir.)
Nisa Suresi, 157. ve 158. Ayetlerinin Açıklaması
Hz. İsa'yı öldürmek için harekete
geçenlerin başarıya ulaşamadıklarını açıkça ifade
eden ayetlerden biri de, Nisa Suresi'nin 157.
ayetidir. Bu ayetin, sonraki ayetle birarada incelenmesi
gerekmektedir. Ayetlerde, inkarcıların Hz. İsa'yı
öldürmedikleri ve asmadıkları, ancak onlara öyle
gösterildiği, Allah'ın Hz. İsa'yı Kendi Katına
yükselttiği bildirilmektedir:
Ve: "Biz, Allah'ın
Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük"
(katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle
bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma
katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe). Ama
onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe).
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler,
kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna
uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri
yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu).
(Nisa Suresi, 157)
Hayır; Allah onu
Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür,
hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 158)
Bu ayetlerde yer alan delilleri
detaylı olarak ele almadan önce, bir konuyu açıklamak
yerinde olacaktır. Ayetlerde "ma salebe" kelimeleriyle
haber verilen ve Kuran meallerinde "asmadılar"
olarak geçen kelimenin sözlük anlamına bakıldığında
çok önemli bir bilgi edinilir. Bu kelimenin kökü
olan "salebe" fiili, asmak ve idam etmek anlamlarının
yanı sıra "haçlamak, çarmıha germek" anlamları
da taşımaktadır. Bu durumda, Hıristiyanlık inancının
temel unsurlarından biri olan Hz. İsa'nın çarmıha
gerildiği inancının da hiçbir şekilde doğru olmadığı
birkez daha anlaşılmaktadır.
Hz. İsa'nın Öldüğünü İddia
Edenler Zanda Bulunmaktadır
İnkar edenler Hz. İsa'yı öldürmek
istemişler, hatta -görünürde- bu planlarını gerçekleştirdiklerini
sanacakları bir ortam da oluşmuş, ancak Allah
onların bu hedeflerine ulaşmalarını engellemiştir.
Hz. İsa'yı öldürememişler ve asamamışlar, ancak
onlara bir benzeri gösterilmiştir. Hz. İsa'yı
öldürdüğünü öne sürenlerin bu konudaki ithamları
ise sadece zandan ibarettir. Taberi tefsirinde,
inkar edenlerin bu konuda kesin bir bilgilerinin
olmadığı şu şekilde açıklanır:
İsa hakkında
ihtilafa düşen Yahudiler, onun öldürülüp öldürülmediğinden
şüphe etmektedirler. Bu husustaki bilgileri
sadece zanna uymaktan ibarettir. Öldürdükleri
kimsenin Hz. İsa olup olmadığı hakkında pek
bildikleri bir şey yoktur. Ancak öldürdükleri
kişinin, öldürmek istedikleri Hz. İsa olduğunu
zannetmektedirler. Kesin olarak onu öldürmediler...
Hz. İsa'yı kesin olarak öldürmediler, çünkü
onun öldürülüşü hususunda zan ve şüphe içindedirler.29
İnkar edenlerin şüphe içinde
kalmış olmaları, tuzaklarının hedefine ulaşmadığının
önemli bir delilidir. Eğer kurdukları tuzak doğrultusunda
gerçekten Hz. İsa'yı öldürmüş olsalardı, bu konuda
şüpheye düşecekleri bir durum olmaz, planlarının
neticeye ulaştığından emin olurlardı. Ancak, kuşku
duymaları olağanüstü bir durumla karşı karşıya
kalmış olduklarını göstermektedir. Bu konuyu şöyle
bir örnekle düşünelim. Bir kişiyi öldürmek için
ateş açan kimse, attığı kurşunla onun ölüp ölmediğini
mutlaka bilir. Ya da idam edilen birisinin, asıldıktan
sonra ölüp ölmediğinden şüphe edilmesi için sıra
dışı bir durumun oluşması gerekir. Öldürmek için
girişilen bir eylem neticesinde, sonuçtan kuşku
duyuluyorsa, bu olağan bir durum değildir. Hz.
İsa'yı öldürmeye kalkışan kimseler de, eğer hedeflerine
ulaşmış olsalardı bundan hiçbir kuşku duymaz,
Hz. İsa'yı kesin olarak öldürdüklerini söyleyebilirlerdi.
Ancak Rabbimiz onların şüpheye düştüklerini, sadece
tahminde bulunduklarını, bu konuda kesin bir bilgiye
sahip olmadıklarını haber vermektedir. Bu durum,
Hz. İsa'nın ölmediğini ve diri olarak Allah Katına
yükseltildiğini gösteren delillerden biridir.
Yoksa siz, gerçekten İbrahim'in, İsmail'in,
İshak'ın, Yakub'un ve torunlarının Yahudi
veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?
De ki: "Siz mi daha iyi biliyorsunuz,
yoksa Allah mı? Allah'tan kendisinde
olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim
olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan
gafil değildir."
(Bakara Suresi, 140)

|
Hz. İsa'ya Kurulan Tuzağın
Bozulması, Allah'ın Üstün Gücünün Bir Tecellisidir
Ayetlerde dikkat çekilen bir
başka husus da, ayetin (Nisa Suresi, 158) son
kısmında yer alan "Allah üstün ve güçlüdür,
hüküm ve hikmet sahibidir" ifadesidir. Bu
ifadeyle Hz. İsa'nın yaşadığı bu olayda, Allah'ın
üstün gücünün tecelli ettiği olağanüstü bir durumun
varlığına işaret ediliyor olması muhtemeldir.
(En doğrusunu Allah bilir.)
İslam alimleri de bu ayeti tefsir
ederlerken, ayetin bu bölümüne dikkat çekmişlerdir.
İslam alimleri, bu sözlerin Allah'ın güç ve hikmetini
gösteren olağanüstü bir olay söz konusu olduğunda
bildirildiğini belirterek, buradaki ifadelerin
mucizevi bir duruma işaret ettiğini söylemişlerdir.
Örneğin Fahruddin Razi, bu konuyu şu şekilde açıklamaktadır:
Allahu Teala
ayetin sonunda, "Allah Aziz ve Hakim'dir" buyurmuştur.
Buradaki izzetten maksat kudretinin, hikmetten
maksat da ilminin kemali ve mükemmelliğidir.
İşte böylece Cenab-ı Hak bu buyruğu ile Hz.
İsa'nın yükseltilmesinin, her ne kadar bir beşere
imkansız dahi gelse, bunun Kendi kudretine ve
hikmetine nispetle imkansız olmayacağına işaret
etmiştir. Bunun bir benzeri de O'nun "...
kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i
Aksa'ya kadar götüren O (Allah) münezzehtir."
(İsra Suresi, 1) ayetidir. Çünkü İsra her ne
kadar Hz. Muhammed (sav)'in kudretine nispetle
imkansız ise de, Hak Subhanehu'nun kudretine
nispetle çok kolay ve basittir. 30

İşte Meryem oğlu İsa; hakkında kuşkuya
düştükleri "hak söz". Allah'ın
çocuk edinmesi olacak şey değil. O yücedir.
Bir işin olmasına karar verirse, ancak
ona: "Ol" der, o da hemen oluverir.
(Meryem Suresi, 34-35)
|
Mehmed Vehbi Efendi de, Rabbimiz'in
ayetin sonunda, "Allah üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir"
şeklinde buyurmasının hikmetlerinden birini şöyle
yorumlamaktadır:
Hz. İsa'nın
semaya refi bu ayetle sabittir ve semaya ref
etmek, insanın kudretine nispetle mümkün değilse
de, Allah-u Teala'nın kudretine ve hikmetine
nazaran asla taazür (güç) olmadığını beyan (açıklamak)
için Cenab-ı hak ayetin öncesinde Aziz ve Galip
olduğuna ve kemal-i ilmine işaret için Hakim
olduğunu ve Hz. İsa'yı semaya refe kudret ve
hikmetinin kafi bulunduğunu beyan buyurmuştur.31
Haseneyn Muhammed Mahluf da Hz.
Muhammed (sav)'in miracını örnek göstererek, Hz.
İsa'nın diri olarak Allah Katına yükseltilmesinin
Rabbimiz'in üstün gücünün ve kudretinin delillerinden
biri olduğunu ifade etmiştir:
Peygamberimiz
(sav) nasıl ruhu ve bedeniyle, uyanık halde
iken miraca çıktı ise, Hz. İsa da aynı şekilde
diri olarak semaya ref edilmiştir. Bunda bir
gariplik söz konusu değildir. Bu tip durumlar,
harika mucizeler arasındadır. Bu konuda herhangi
bir kıyasa da gerek yoktur. Allah herşeye kadirdir...32
Diğer bazı İslam alimleri ise,
Hz. İsa'nın ölmediği ve öldürülmediği, Allah Katında
diri olduğu konusundaki görüşlerini şu şekilde
ifade etmektedirler:
Ömer Nasuhi
Bilmen: Katil vukuuna (öldürme olayına)
kat'i surette (kesin olarak) kail (inanmış)
değildirler. Öyle zan ve tahminin bir kıymeti
yoktur. Hakikati hali (gerçek bilgi); Cenabı
Hak, Kuran-ı Kerim'inde serahaten (net olarak)
beyan buyuruyor ki, o mübarek peygamberini kudreti
ilahiyesiyle (İlahi kudretiyle) berhayat (canlı)
olarak semaya kaldırmıştır. Kudreti ilahiyenin
azametine ve kainatta tecelli eden milyonlarca
bedayi-i hilkate (yaratılmışlara) bir nazarı
intibah (kalp gözü) ile bakanlara göre bir peygamberi
zişanın böyle ruhen ve cismen en yüksek makamlara
yükseltilmesini istibada (uzak görmeye), tevile
asla mahal (imkan) yoktur. 33
Hasaneyn
Muhammed Mahluf: Müslümanların inancı odur
ki, Hz. İsa ne asılmıştır, ne de öldürülmüştür,
bilakis ruhu ve bedeniyle diri olarak semaya
yükselmiştir. Allah'ın izin verdiği sürece semada
yaşamaya devam edecektir...34
Zahid Kevseri:
Yahudiler Hz. İsa'yı bedenen öldürmeye niyet
etmişler, Allah ise onların niyetlerini boşa
çıkararak, Hz. İsa'nın bedenini kurtarıp Kendi
Katına çıkarmıştır. Burada Yahudilerin tekzip
edilmesinin gerçekleşmesi için, ref'in maddi
olması gerekmektedir.35
Elmalılı
Hamdi Yazır: ... Bu hususta, ihtilaf etmiş
olanlar da muhakkak bundan dolayı şüphe içindedirler.
Buna dair hiçbir ilimleri yoktur. Fakat zanna
tabi olmuşlardır. Halbuki, biz Mesih'i öldürdük
diyenler onu yakinen öldürmediler. Şu halde
öldürme cinayetiyle övünmeleri de bir yalandır.
Çünkü bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir.
Onların ise öldürmeye teşebbüsten maksatları
asla hasıl olmadı.36
Kurtubi:
Ayetin tefsiri şöyledir: "Ben seni, öldürmeden
Kendime yükselteceğim, küfredenlerden temizleyeceğim,
semadan indikten sonra öldüreceğim."37
Allah Hz. İsa'yı Kendi Katına Yükseltmiştir

...Dediler ki:
"Henüz beşikte olan bir çocukla biz
nasıl konuşabiliriz? (İsa) Dedi ki: "Şüphesiz
ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana Kitab'ı
verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede
olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve
hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve
zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itati
de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı.
Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim
gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım
gün de."
(Meryem Suresi, 29-33)
|
İnkar edenlerin Hz. İsa'yı öldürmek
amacıyla kurdukları tuzağın bozulmuş olduğunun
önemli delillerinden biri de, Rabbimiz'in Hz.
İsa'yı Kendisi'ne yükselttiğini bildirmiş olmasıdır.
Ayetlerde bu gerçek haber verilmektedir:
... seni Kendime
yükselteceğim (rafiuke), seni inkar edenlerden
temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar
inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra
dönüşünüz yalnızca Bana'dır, hakkında anlaşmazlığa
düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim."
(Al-i İmran Suresi, 55)
Ve: "Biz, Allah'ın
Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük"
(katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle
bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma
katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe). Ama
onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe).
Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler,
kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna
uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri
yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu).
Bilakis (bel); Allah onu Kendine yükseltti
(refea). Allah üstün ve güçlüdür, hüküm
ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)
Ayetlerde bildirildiği
gibi Hz. İsa'yı öldürmek isteyenler amaçlarına
ulaşamamışlardır. Allah Hz. İsa'yı Kendisi'ne
yükselterek onu inkar edenlerin tuzaklarından
korumuş ve kurtarmıştır. Ayetlerde "rafiuke" ve
"refea" olarak geçen kelimenin Arapça kökeni "ref"
kelimesidir. Ref kelimesinin sözlük anlamı "yükselmektir."
İslam alimleri ref kelimesini açıklarken, "ref
kelimesi, alçaltmanın tersidir" demektedirler.
İslam alimi Eşari, Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetini,
Nisa Suresi'nin 158. ayeti ile birlikte açıklamış
ve bu konudaki kanaatini şu şekilde ifade etmiştir:
"Hz. İsa'nın diri olarak semaya ref edildiği
(yükseltildiği) hakkında, ümmetin icmaı vardır."38
(icma-ı ümmet: aynı asırda yaşamış olan İslam
alimlerinden müçtehid olanların, bir mesele hakkında
verilen hükümde birleşmeleridir.)
İslam alimlerinin büyük çoğunluğu
bu ayetleri açıklarken, "Hz. İsa'nın ölmediği,
Allah Katına yükseltildiği ve bu yükselmenin ruhu
ve bedeni ile birlikte gerçekleştiği" hususunda
hemfikirdirler. Bu alimlerden bazılarının görüşleri
şöyledir:
Kelam ve tefsir alimi Fahruddin
Razi, Nisa Suresi'nin 158. ayetinde bildirilen
"Bilakis Allah onu Kendisi'ne yükseltmiştir"
haberiyle ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:
"... Buradaki
yükseltme ile, kendisinde, Allah'ın hükmünün
dışındaki hükümlerin geçerli olmadığı bir yere
yükseltme kast edilmiştir. Hz. İsa'nın semaya
yükseltildiği bu ayetle sabittir..."39
Hasan Basri
Çantay tefsirinde, "rafiuke" kelimesini "Kendisi'ne
yükseltip kaldırmak" olarak tefsir etmiş ve "Allah
Hz. İsa'yı ruhu ve bedeni ile birlikte yükseltip
kaldırmıştır." şeklinde düşüncesini açıklamıştır.40
İbn Teymiyye'nin
açıklaması ise şöyledir: "Allah onu Kendi Katına
yükseltti... ayeti, Hz. İsa'nın ruhu ve vücuduyla
yükseltildiğini açıklamaktadır..."41
Ünlü müfessir Sabuni ise Al-i
İmran Suresi'nin 55. ayetini açıklarken, Hz. İsa'nın
Allah Katına yükseltilmesi konusunda düşüncelerini
şöyle açıklamaktadır:
Yüce Allah'ın
böyle buyurmasındaki hikmet, Hz. İsa'yı Yahudilerin
elinden kurtaracağını ve ona hiçbir eziyet edilmeden,
sağ salim göklere kaldırılacağını müjdelemektir.
42
Mehmet Vehbi
Efendi de bu konudaki kanaatini şu şekilde ifade
etmektedir: "Hz. İsa'nın semaya ref'i bu ayetle
(Nisa Suresi, 158) sabittir..."43
Zahid Kevseri ise, Kuran'da Hz.
İsa'nın Allah Katına yükseltilmesi konusunun itiraz
edilemeyecek kadar açık ve net olduğunu ifade
etmektedir. Al-i İmran Suresi'nin 55. ayetini
ve Nisa Suresi'nin 157-158. ayetlerini delil olarak
gösteren Kevseri, bu ayetlerde Hz. İsa'nın refi'nin
nass (Nass: Kesinlik, açıklık. Kuran-ı Kerim'de
veya hadis-i şeriflerde bir iş veya konu hakkında
olan açıklık ve bu şekilde açık olan kelam ve
ayet) hükmünde olduğunu söylemekte ve konuyu şöyle
açıklamaktadır:
Çünkü ref'in
asıl anlamı aşağıdan yukarıya doğru nakildir.
Burada ayetleri mecaz anlamıyla açıklayabilecek
bir husus yoktur. Dolayısıyla şeref ve makam
bakımından yükseltme gibi bir manayı çıkarmaya
çalışmanın bir delili bulunmamaktadır.44
Mevdudi de bu konudaki görüşlerini
şu şekilde açıklamaktadır:
... Eğer Allah,
ayette bildirilen (Nisa Suresi, 158. ayet) kelimelerle
"Allah O'nu öldürdü" veya "Allah O'nun makamını
yükseltti" diye buyurmak isteseydi, bunu açıkça
bildirirdi. Birincisinin yerine: "Şüphesiz onlar
O'nu ne öldürdüler, ne de çarmıha gerdiler,
fakat onu onlardan kurtardı ve sonra o kendi
eceli ile öldü" sözlerini bildirebilir; ikincisinin
yerine ise "Onlar, onu çarmıha gererek alçaltmaya
çalıştılar, fakat Allah onun makamını çok yükseltti"
ifadesi bildirilebilirdi...45
Kuran ayetlerinden ve İslam alimlerinin
yorumlarından açıkça görüldüğü üzere, Hz. İsa
diri olarak, bedeniyle birlikte Allah Katına yükseltilmiştir.
Bu, Allah'ın bir mucizesidir ve iman edenlerin
büyük şevk ve heyecan duyacakları bir harikadır.
Hz. İsa'nın sadece ruhunun Allah Katına yükseltildiği
veya bu yükseltilme ile manevi (makam olarak)
bir yükselişin kast edildiği iddiaları ise gerçeği
yansıtmamaktadır. Yukarıda da bazı örnekleri verildiği
gibi, pek çok İslam alimi bu iddiaların geçersizliğini
Rahman
(olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz.
Göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin)
tümü Rahman (olan Allah)'a, yalnızca kul
olarak gelecektir. (Meryem Suresi, 92-93)
 |
Hz. İsa'nın diri olarak Allah
Katına yükseltilmiş olduğunun bir diğer önemli
delili ise, Nisa Suresi'nin 158. ayetinde geçen
Arapça "bel" edatıdır. Türkçede "bilakis" anlamında
tercüme edilen bu edatın, Arapça dilbilgisindeki
anlamı ve kullanım özellikleri çok önemli bir
gerçeğe dikkat çekmektedir. Buna göre, bel edatı
olumsuzluk ifade eden bir cümleden sonra gelirse,
Arapça dilbilgisi kurallarına göre kendinden sonra
gelen cümle, bir önceki cümlenin tam zıddı olmalıdır.
Bu durumda Hz. İsa ilgili bildirilen ayette de,
"... Onu öldürmediler, bilakis (bel) Allah
onu Kendine yükseltti..." ifadesinde ölümün
tam tersi olan canlılığa işaret ediliyor olması
muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir.) Konuyla
ilgili olarak, son dönem İslam alimlerinden Şeyhülislam
Mustafa Sabri Efendi de şu yorumda bulunmaktadır:
Nisa Suresi
158. ayette geçen ve bilakis (aksine) şeklinde
tercüme ettiğimiz, 'bel' edatı olumsuzluk ifade
eden bir cümleden sonra gelirse, Arapça dilbilgisi
kaidesine göre kendinden sonraki cümle, kendinden
önceki cümlenin tamamen zıddı olması gerekir.
Ölümün karşıtı canlılıktır. Dilbilgisi kuralları
bunu gerektirmektedir. Şayet biz "burada manevi
ref söz konusudur" ve "Hz. İsa normal olarak
vefat etmiştir" desek bu kaideye ters düşmüş
oluruz. Zira bu takdirde bel edatından sonra
gelen ref, edattan önce gelen aynı zamanda olumsuz
bir cümle olan öldürme ve asma fiillerine ters
olmaz. Çünkü bir şahıs hem öldürülmüş hem de
ruhu göğe yükselmiş olabilir. Aksi halde bu
tabir anlamsız olur ki, Kuran-ı Kerim böyle
manasız ifadelerden münezzehtir... Ref'in yalnız
ruhen olduğunu savunanların tevillerine göre
ayetin meali şöyledir: "Onu öldürmediler ve
asmadılar... bilakis Allah onun derecesini yükseltti."
Burada icaz (özlü söz) şöyle dursun, orta dereceli
bir belagat (güzel söz söyleme sanatı) dahi
yoktur... "Apartmanın asansörü beni hergün oturduğum
dördüncü kata çıkarır" denildiğinde hiçbir akıllı
insan bu sözden beni sadece ruhen dördüncü kata
çıkarır şeklinde bir manayı anlamaz. O halde
Hz. İsa da sadece ruhen yükseltilmemiştir.46
Said Ramazan el-Buti'nin İslam
Akaidi adlı eserinde ise aynı konu şu şekilde
açıklanmıştır:
Ayetin önceki
bölümü ile sonraki bölümleri arasındaki karşılıklı
uygınluk, zorunlu olarak bir hakikati ortaya
koymaktadır. Mesela, Arap bir adamın "Ben aç
değilim, aksine yan yatıyorum." demesi doğru
bir cümle değildir. Aynı şekilde, "Halid ölmedi,
aksine o iyi bir adamdır" cümlesi de öğeleri
bakımından kopuktur. Düzgün olanı ise, "Halid
ölmedi, aksine yaşıyor" biçiminde gelir. "Başkan
öldürülmedi, o Allah Katında derecesi üstün
olan bir adamdır" demek, cümlede anlam kopukluğu
meydana getirir. Çünkü onun Allah Katında yüksek
derece sahibi olması, öldürülmesine engel değildir.
'Bel' edatı, önceki söz ile sonraki söz arasında
bir aykırılık ifade eder. Yani 'bel' kendisinden
önce geçmiş bir hükmü iptal eder.47
Ayrıca, ayette bildirilen ref
kelimesi ile manevi bir makama işaret edilmiş
olsaydı, Kuran'da diğer peygamberler için de benzer
bir ifade kullanılabilirdi. Hz. İsa'ya mahsus
olarak "Allah Katına yükseltilmiş olduğunun" vurgulanmasının
hiç şüphesiz pek çok hikmeti vardır. Hz. Muhammed
(sav), Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. Davud, Hz.
Şuayb, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Lut gibi vefat
eden diğer peygamberlerden hiçbiri için böyle
bildirilmemiştir. Diğer tüm peygamberlerin ölümü
bildirilirken, biyolojik anlamda bilinen ölüm
kelimesinin çeşitli türleri kullanılmış, Hz. İsa'nın
ise "ref"i yani yükseltildiği haber verilmiştir.
(Kuran'da diğer peygamberlerin ölümünün ne şekilde
anlatıldığı ilerleyen bölümlerde detaylı olarak
açıklanacaktır.) Peygamberler de dahil tüm insanlar
öldükten sonra ruhları Allah Katına yükseldiğinden,
Hz. İsa için özel olarak "ref" kelimesinin kullanılması
olağanüstü bir durumun varlığını göstermektedir.
(En doğrusunu Allah bilir.) Hz. İsa'nın yeniden
yeryüzüne gelişi konusunda araştırmaları olan
ve bu araştırmalarını özel bir kitapta toplayan
Mısırlı İslam alimi Muhammed Halil Herras da bu
konuda şunlar söylemektedir:
Nisa Suresi'nin
158. ayetindeki ref kelimesinden, sadece "ruhun
yükseltilmesi" kast edilseydi, bu katli (öldürülmeyi)
ve salbi (asılmayı) iptal etmez ve ayetin bildirdiği
hikmet yerine gelmemiş olurdu. Faraza, Yahudiler
Hz. İsa'yı öldürselerdi (ki bu hiçbir zaman
olmamıştır) onun ruhu zaten Allah'a yükselecekti.
Zira biliyoruz ki, bütün peygamberler ve müminler
öldükten sonra ruhları Allah'a yükselir. Bu
konuda Hz. İsa ile diğerleri arasında bir fark
yoktur. Onun için bu ayette bir hususiyet vardır
ki, o da Hz. İsa'nın hem beden hem de ruhu ile
diri olarak ref edilmesidir. Aynı zamanda bu
ayetin sonuna baktığımızda, Allah'ın izzet ve
hikmetinin tecelli ettiğini görüyoruz.48

Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem
oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük"
demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir
ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve
onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri
gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa
düşenler, kesin bir şüphe içindedirler.
Onların bir zanna uymaktan başka buna
ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin
olarak öldürmediler.
(Nisa Suresi, 157)
|
Bazı kimselerin öne sürdüğü gibi
ayette bildirilen yükselme, Hz. İsa'nın manevi
olarak veya derece bakımından yükseltilmesi değildir.
Allah, Hz. İsa'ya kurulan tuzağın bozulduğunu
haber vermiştir. Tuzağın bozulması, Hz. İsa'nın
ölmemesi anlamına gelmektedir. Bu durumda, ayette
haber verilen bilgi Hz. İsa'nın manevi olarak
değil, ruhu ve bedeniyle birlikte Allah Katına
yükseltilmiş olmasıdır. İnkarcıların tuzakları
Hz. İsa'nın canlı olarak Allah Katına yükseltilmesi
ile bozulmuştur. (En doğrusunu Allah bilir.) Alim
Zahid Kevseri, bu konuyu şöyle bir örnekle açıklamaktadır:
Hz. Muhammed
(sav) ile ilgili bir ayette "Allah seni insanlardan
korur." (Maide Suresi, 67) buyrulmaktadır.
Şüphesiz burada ayet, "İnsanlara karşı senin
mertebeni yükseltir" anlamında değildir. Resulullah
(sav)'a filli bir saldırı vardı ve bu saldırıya
karşı Allah onu maddeten koruma altına almıştı.
Hz. İsa için de durum böyledir. Ona karşı fiili
bir saldırı vardı. Dolayısıyla ayetin zikredildiği
makam itibariyle dahi, burada ref manevi bir
yükselmeden ibaret olmamalıdır.49
Açıkça görüldüğü gibi, üstün
güç ve kudret sahibi olan Allah, Hz. İsa'ya kurulan
tuzağı, onu diri olarak Kendi Katına yükselterek
bozmuştur. Tüm bu deliller bir kez daha göstermektedir
ki, Hz. İsa Allah Katında diridir ve Rabbimiz'in
takdir ettiği vakitte yeniden yeryüzüne gelecektir.
(En doğrusunu Allah bilir.) Hiç şüphesiz bu, samimi
olarak iman edenler için çok büyük bir müjdedir.
Hz. İsa gibi mübarek ve kutlu bir peygamberin
yeniden dünyaya gelecek olması mucizevi bir durumdur
ve bu mucizeye tanıklık etme ihtimali olan tüm
müminler için büyük bir şevk kaynağıdır.
İbn Teymiyye bu konuya şöyle
dikkat çekmektedir:
... Allah
bununla ölümü buyurmak isteseydi, Hz. İsa diğer
müminler gibi olurdu. Allah bütün müminlerin
ruhlarını almakta ve göğe yükseltmektedir. Böylece
bunda bir hususiliğin olmadığı anlaşılırdı.
Yani Allahu Teala'nın Hz. İsa'yı özel olarak
bu şekilde zikretmesinin anlamı olmazdı.50
Şeyhülislam Mustafa Sabri de
konuyu şu şekilde açıklamaktadır:
Ayette şayet
sadece öldürme buyrulsaydı, Hz. İsa'nın ruhu
da diğer ruhlar gibi zaten yükseleceği için,
"rafiuke" kelimesini zikretmeye gerek yoktu.51
Kuran'da "Yükselme"
İle İlgili Diğer Ayetler
Hz. İsa'nın Allah Katına yükseltildiğinin
bildirildiği ayetlerde geçen ref (yükselme) kelimesi,
Kuran'ın diğer ayetlerinde de farklı konularda
kullanılmıştır. Ancak bu ayetler incelendiğinde,
genel olarak maddi bir yükselmenin kast edildiği,
manevi olarak veya makam olarak bir yükselme (yücelme)
söz konusu olduğunda ise, yükselme kelimesinin
"derecelerle" kelimesi ile birarada zikredildiği
görülmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Maddi Yükseltmenin Bildirildiği
Bazı Ayetler
Allah O'dur ki,
gökleri dayanak olmaksızın yükseltti;
onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti
ve Güneş ile Ay'a boyun eğdirdi, her biri adı
konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler.
Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer
açıklar. Umulur ki, Rabbiniz'e kavuşacağınıza
kesin bilgiyle inanırsınız. (Rad Suresi, 2)
Babasını ve annesini
tahta çıkarıp oturttu; onun için secdeye
kapandılar. Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki
rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek
kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan
çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını
açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi. Şüphesiz
benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip
tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet
sahibi O'dur." (Yusuf Suresi, 100)
Sizden misak almış
ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik
ki:) "Size verdiğimize sımsıkı yapışın ve onda
olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın, ki sakınasınız."
(Bakara Suresi, 63)
Hani sizden misak
almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik
(ve): "Size verdiğimize (Kitab'a) sımsıkı sarılın
ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi ki: "Dinledik
ve baş kaldırdık." İnkarları yüzünden buzağı
(tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız,
inancınız size ne kötü şey emrediyor?" (Bakara
Suresi, 93)
Gökyüzü, onu da
yükseltti ve mizanı koydu. (Rahman Suresi,
7)
İbrahim, İsmail'le
birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde
(ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden
(bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin"
(Bakara Suresi, 127)
Kim izzeti istiyorsa,
artık bütün izzet Allah'ındır. Güzel söz
O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir.
Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar
için şiddetli bir azap vardır. Onların tasarladıkları
'boşa çıkıp bozulur'. (Fatır Suresi, 10)
Yaratmak bakımından
siz mi daha güçsünüz yoksa gök mü? (Allah) Onu
bina etti. Boyunu yükseltti, ona belli
bir düzen verdi. (Naziat Suresi, 27-28)
Manevi Yükseltmenin Bildirildiği Bazı Ayetler
Bu, İbrahim'e,
kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz,
dilediğimizi derecelerle yükseltiriz.
Şüphesiz senin Rabbin, hüküm ve hikmet sahibidir,
bilendir. (Enam Suresi, 83)
Ey iman
edenler, size meclislerde "Yer açın" dendiği
zaman, yer açın; Allah size genişlik versin.
Size: "Kalkın" denildiği zaman da kalkın. Allah,
sizden iman edenleri ve kendilerine ilim
verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah,
yaptıklarınızdan haberdardır. (Mücadele Suresi,
11)
İşte bu
elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.
Onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve
derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu
İsa'ya apaçık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le
destekledik. Şayet Allah dileseydi, kendilerine
apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden
gelen (ümmet)ler, birbirlerini öldürmezdi. Ancak
ihtilafa düştüler; onlardan kimi inandı, kimi
inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi.
Ama Allah dilediğini yapandır. (Bakara Suresi,
253)
O sizi
yeryüzünün halifeleri kıldı ve size verdikleriyle
sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle
yükseltti. Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması
pek çabuk olandır ve şüphesiz O, bağışlayandır,
esirgeyendir. (Enam Suresi, 165)
Allah'ın Hz. İsa'yı İnkar Edenlerden Temizlemesi
Hz. İsa'nın Allah Katına yükseltilmesi
konusunda, ayetlerde haber verilen bilgilerden
biri de; Allah'ın Hz. İsa'yı inkarcılardan temizleyeceğini
haber vermiş olmasıdır. Al-i İmran Suresi'nin
55. ayetinde şöyle buyrulmuştur:
... seni Kendime
yükselteceğim (rafiuke), seni inkar edenlerden
temizleyeceğim (mutahhiruke) ve sana uyanları
kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim...
(Al-i İmran Suresi, 55)
Ayetin Arapçasında geçen "mutahhiruke"
kelimesinin kökü "tahara" kelimesidir ve sözlük
anlamı; temiz olmaktır. İslam alimleri, ayette
bildirilen bu ifadenin, Hz. İsa'nın diri olarak
Allah Katına yükseltilmiş olduğunun delillerinden
biri olduğunu kabul etmektedirler. İslam alimlerine
göre ayetin tefsiri; "Seni alıyorum, Katıma yükseltiyorum
ve seni kafir ve facirlerle kirlenmiş olan bu
ortamdan uzaklaştırıyorum" şeklindedir.52 Buna
göre Allah'ın Hz. İsa'yı inkar edenlerden temizlemesi;
Hz. İsa'yı öldürmek için kurulan tuzakların bozulması
ve inkarcıların bu hedeflerine ulaşamamaları,
yani Hz. İsa'nın diri olarak Allah Katına yükseltilmesi
anlamına gelmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Ayrıca ayette bildirilen ifadeden,
Hz. İsa'nın temizlenmesiyle bedenen ve inkar edenlerin
bulunduğu ortamdan ayrılarak temizlenmesinin bildirildiği
anlaşılmaktadır. (En doğrusunu Allah bilir.) Böylece
bazı kimselerin öne sürdüğü, Hz. İsa'nın ölüp
sadece ruhunun Allah Katına yükseltildiği iddiasının
geçersizliği bir kere daha ortaya çıkmaktadır.
Hz. İsa'nın sadece ruhunun yükselmesi, ayette
bildirilen temizlenmenin gerçekleşmemesi anlamına
gelir.
Senin
Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara
ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe
şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve
Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını
da yıkıma uğratıcı değiliz.
(Kasas Suresi, 59)
 |
Ayette bildirildiği şekliyle
bir temizlenme olabilmesi için Hz. İsa'nın ruhu
ve bedeniyle birlikte inkarcıların bulunduğu ortamdan
ayrılması gerekir. Ayrıca, ruhen yani manevi olarak
bir temizlenme Hz. İsa gibi üstün ahlaklı, Allah
Katında onurlu ve derin iman sahibi bir peygamber
için söz konusu olamaz. Hz. İsa'nın üstün ahlakı
Meryem Suresi'nin 33. ayetinde de şöyle haber
verilmiştir; "Selam üzerimedir; doğduğum gün,
öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım
gün de." Hz. İsa'nın ruhu, salih bir mümin
olması ve Allah'ın elçisi olması sebebiyle, Allah'ın
izniyle, tertemizdir. Ancak, içinde bulunduğu
ortam müşriklerin ve inkarcıların çirkin ahlakları
ve kötü davranışları nedeniyle temiz değildir.
Nitekim bir ayette, Rabbimiz müşriklerin ahlaklarının
kötülüğünden dolayı pis olduklarına işaret etmiştir:
Ey iman edenler,
müşrikler ancak bir pisliktirler; öyleyse bu
yıllarından sonra artık Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar...
(Tevbe Suresi, 28)
Dolayısıyla, Hz. İsa'nın inkar
edenlerden temizlenmesi, kendisinin bedenen onların
bulunduğu ortamdan ayrılması anlamına gelmektedir.
Allah, Hz. İsa'yı inkar edenlerden ve onların
kurdukları tuzaklardan temizleyip korumuştur.
Bu da Rabbimiz'in Hz. İsa'yı Kendi Katına yükseltmesi
ile gerçekleşmiştir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Mısırlı alim Halil Herras ise,
ayette bildirilen "temizlenme" ifadesinin hikmeti
ile ilgili olarak şöyle bir açıklama yapmaktadır:
Hz. İsa'nın
küfredenlerden temizlenmesi, onların bozguncu
tuzaklarından kurtulmasıyla olur. Bu ise Hz.
İsa'nın ölümü ve toprağa gömülmesiyle değil,
diri olarak göğe yükseltilmesiyle gerçekleşebilir.
Çünkü düşmanları, Hz. İsa'ya benzettikleri kişiye
yaptıkları gibi, onun bedenine işkence uygulayabilirlerdi...
53
Hz. İsa'nın inkar edenlerden
temizlenmesi, Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde
de ifade edildiği gibi, Hz. İsa'nın Allah Katına
yükselmesiyle tecelli etmektedir:
... Ve bu
yükseltme ile o küfreden, kafirlerden seni temizleyeceğim,
artık onlarla ilgin kalmayacak....54
Kuran'da Temizlenme Kelimesinin Geçtiği Bazı Ayetler
|