|

HZ. İSA'YI NASIL TANIYABİLİRİZ?
Önceki bölümlerde Hz. İsa'nın
ölmediğini, Allah'ın katına yükseltildiğini ve
yeryüzüne yeniden döneceğini Kuran'dan delillerle
açıklamıştık. Tüm bunlardan sonra elbette akla
gelen ilk soru "Hz. İsa'nın yeryüzüne tekrar gelişinde
kim olduğunun nasıl anlaşılacağı ve onun hangi
özelliklerinden tanınabileceği"dir. Bu aşamada
başvurabileceğimiz tek kaynak Kuran'dır.
Kuran'ın bir özelliği, içinde
geçen kıssalarda ve bazı ayetlerde peygamberlere
yönelik olarak çeşitli açıklamalar yapmasıdır.
Peygamberlerle ve salih müminlerle ilgili pek
çok ortak alameti ayetlerde bulmak mümkündür.
Üstelik müminlere ait tüm özellikleri tek tek
ayetlerden tespit etmek de imkan dahilindedir.
Bununla bağlantılı olarak Hz. İsa'nın üstün iman
özellikleri, Kuran'a bakılarak görülebilir. Dolayısıyla
Kuran'a uyan samimi müminler onda gördükleri bu
üstün özellikleri değerlendirip, onu tanıyabilirler.
Ancak bu noktada unutulmamalıdır ki, Hz. İsa'yı
tanımak herkes için mümkün olmayabilir. Bu konu
ile ilgili Bediüzzaman Said Nursi şunları söylemektedir:
Hz. İsa (A.S) geldiği vakit,
herkesin onun İsa olduğunu bilmesi gerekmez. O'nun
yakınları ve ileri gelen kişiler, imanın nuru
ile onu tanırlar. Yoksa açıkça herkes onu tanımayacaktır.
(Mektubat, s. 54)
Yukarıdaki sözünde görüldüğü
gibi, Bediüzzaman da Hz. İsa'nın yeryüzüne döndüğü
ilk yıllarda ancak yakın çevresinin onu tanıyabileceğini
bildirmiştir. Yakınında bulunan bu insanların
onu tanımasının ise ancak 'imanın nuru' ile olabileceğini
belirtmiştir. Elbette burada 'imanın nuru' ile
ne kastedildiğine değinmek gerekir. 'İmanın nuru'
Allah'ın varlığına, birliğine inanan ve Kuran'a
uyan insanlara Rabbimizin verdiği bir anlayıştır.
Müminler Allah'ın verdiği bu anlayışla, olayları
çok açık olarak değerlendirebilir, birçok konunun
girift noktalarını rahatça kavrayabilirler. Kuran'da
bildirildiği gibi müminler, çevrelerindeki herşey
üzerinde derin derin düşünen, dolayısıyla olaylardaki
incelikleri, detayları gözden kaçırmayan insanlardır.
Nitekim bir ayette Allah, samimi kalple iman edip
her olayın inceliğini ve derinliğini kavramaya
çalışan, gördükleri detaylarda kendilerini Yaratanın
büyüklüğünü, gücünü kavrayarak O'ndan korkanlara
'doğruyu yanlıştan ayırma' konusunda anlayış vereceğini
bildirmiştir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız,
size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış
(furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi
bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi,
29)
Bu ayet doğrultusunda düşünüldüğünde,
Hz. İsa'yı yeryüzüne dönüşünde tanıyıp ona itaat
edecek olanların da, Allah'a ve Kuran'a iman eden,
her olayı derinlemesine düşünüp kavramaya çalışan
insanlar olacağı anlaşılmaktadır. Nitekim Bediüzzaman
Said Nursi bir başka sözünde konuya şöyle dikkat
çeker:
"Hatta Hazret-i
İsa Aleyhisselam'ın nuzulü dahi ve kendisi İsa
Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir;
herkes bilemez." (Şualar, s.487)
HZ. İSA'YI HANGİ ÖZELLİKLERİYLE
TANIYABİLİRİZ?
Yukarıda belirttiğimiz gibi,
bu sorunun cevabını bulmak için Kuran'a baktığımızda
karşımıza çıkan ilk işaret, ayetlerde anlatılan,
peygamberlerin sahip oldukları ortak özellikler
olacaktır. Öyleyse birtakım alametlerle kendini
belli edip, dikkat çekecek olan Hz. İsa'yı tanımak
için Kuran'da bildirilmiş olan bu peygamber özelliklerinin
neler olduğunu incelemek gerekmektedir. Elbette
peygamberlerle ilgili Kuran'dan çıkarılabilecek
yüzlerce alamet vardır. Ancak bu bölümde dışarıdan
bakan bir gözle değerlendirebilecek en belirgin
özellikler ele alınacaktır.
1. Üstün ahlak özellikleri ile
diğer insanlardan ayrılır
Allah'ın seçip gönderdiği her
peygamber gibi, Hz. İsa da tüm üstün ahlak özelliklerini
üzerinde taşır. Onu diğer insanlardan ayıran en
belirgin fark, yaşadığı toplum içinde alışılmadık
bir şekilde ortaya çıkan yüksek şahsiyetidir.
Öyle ki halk arasında hiç rastlanmayan, insanların
alışık olmadığı ve görür görmez etkilenecekleri
ahlaki özelliklere sahiptir. Allah'a olan güveni
ve imanı ile son derece kararlı, cesaretli, toplumun
etkisi altında kalmayan, aksine herkesi etkileyen,
güçlü bir insandır. Nitekim tüm peygamberlerin
üzerlerinde taşıdıkları bu üstünlük ayetlerde
şöyle bildirilmektedir:
Bu, İbrahim'e, kavmine karşı
verdiğimiz delilimizdir. Biz, dilediğimizi derecelerle
yükseltiriz... Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan
ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce
de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı,
Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete
ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.
Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete
eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir. İsmail'i,
Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik).
Onların hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından,
soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara
kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
Bu, Allah'ın hidayetidir; kullarından dilediğini
bununla hidayete erdirir... (Enam Suresi, 83-88)
Allah, peygamberleri diğer insanlara
göre üstün özelliklerle yarattığını yukarıdaki
ayetlerde açıkça bildirmiştir. Bu konu ile ilgili
Kuran'da geçen daha pek çok örnek vardır. Örneğin
"...İbrahim (tek başına) bir ümmetti." (Nahl Suresi,
120), "Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i,
İshak'ı ve Yakub'u..." (Sad Suresi, 45), "Ve gerçekten
onlar, Bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı
olanlardandır." (Sad Suresi, 47), "... Bizi inanmış
kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah'a
hamdolsun. dediler." (Neml Suresi, 15) gibi ayetlerde
bildirilen ifadeler, peygamberlere verilen üstünlükleri
bize bildirmektedir. Hz. İsa da Allah'ın seçkin
kıldığı peygamberlerdendir. Bir ayette şöyle buyrulur:
İşte bu elçiler; bir kısmını
bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah'ın kendileriyle
konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem
oğlu İsa'ya apaçık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le
destekledik... (Bakara Suresi, 253)
2. Peygamberlere has yüz ifadesi
ile tanınacaktır
Elçilerin üstünlüklerinin gerek
bilgice, gerekse vücutça olduğu da Kuran'da bildirilmektedir:
... O (şöyle) demişti: "Doğrusu
Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü
arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah
(rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir." (Bakara
Suresi, 247)
Bilgice, akılca, vücutça, ahlakça
üstün kılınmış bir insan olarak Hz. İsa'nın yüzünde
peygamberlere has bir ifade olacaktır. Sahip olduğu
güçlü Allah korkusunun ve derin imanının nuru,
yüzüne yansıyacaktır. Ve peygamberlere has olan
nurlu ifade o derece açık olacaktır ki, onu görenler
diğer insanlara kıyasla çok üstün bir insanla
karşılaştıklarının farkına varacaklardır. Ancak
unutmamak gerekir ki, elbette herkes bunu kabul
edecek değildir. Kimi insanlar içlerinde duyacakları
haset ve kin sebebiyle, bu ahlaki üstünlüğü gözardı
edebilirler. İçten içe farkında olsalar da, işlerine
gelmediği için anlamazlıktan gelebilirler. Yalnızca
imanında samimi olanlar, bu üstünlüğü görüp gereği
gibi takdir edebileceklerdir.
Allah, Hz. İsa'nın hem dünyada
hem de ahirette "... seçkin, onurlu, saygın ve
Allah'a yakın kılınanlardan..." (Al-i İmran Suresi,
45) olduğunu bildirmiştir. Allah'ın ayetinin bir
tecellisi olarak tüm peygamberler gibi Hz. İsa
da çevresindeki insanlar arasında saygınlığıyla,
seçkin ve onurlu oluşuyla tanınacaktır.
3. Hikmet ve hitabet gücü çok
yüksektir
Bunlar, kendilerine kitap, hikmet
ve peygamberlik verdiklerimizdir... (Enam Suresi,
89)
Allah, çeşitli kavimlere tebliğ
yapmaları, onları uyarıp korkutmaları için gönderdiği
peygamberlerini hikmet sahibi de kılmıştır. Hikmetli
bir anlatım, isabetli konuşmalar, doğruya davet
edici ve kötülükten menedici tavırlar, tüm peygamberlerin
ortak özellikleridir. Nitekim Kuran'ın daha pek
çok ayetinde tek tek peygamberlere verilen hikmete
de dikkat çekilir. Örneğin, Hz. Davud için "...
ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik."
(Sad Suresi, 20); Hz. Yahya için, "... daha çocuk
iken ona hikmet verdik." (Meryem Suresi, 12);
Hz. Musa için, "O, erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca,
ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik..." (Kasas
Suresi,14); Hz. Lokman için, "Andolsun, Lokman'a
"Allah'a şükret" diye hikmet verdik..." (Lokman
Suresi, 12); Hz. İbrahim için, "... Doğrusu Biz,
İbrahim ailesine Kitabı ve hikmeti verdik..."
(Nisa Suresi, 54) diye bildirilmiştir.
Allah'ın bize bildirdiği, "Kime
dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine
hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir..."
(Bakara Suresi, 269) ayeti gereği, tüm
peygamberlerin hikmet verilerek ödüllendirildiğidir.
Hz. İsa'nın Allah'ın bir elçisi
olarak hikmetle ödüllendirildiğine ve bunu kendi
kavmine de bildirdiğine Kuran'da şöyle dikkat
çekilmiştir:
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu
İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben
seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken
de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.
Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim...
(Maide Suresi, 110)
İsa, açık belgelerle gelince,
dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında
ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak
için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat
edin." (Zuhruf Suresi, 63)
Bu ayetler doğrultusunda Kuran'a
baktığımızda anladığımız, Hz. İsa'yı tanımak için
bir başka işaretin de, onun yapacağı "hikmetli,
isabetli ve çok etkili konuşmalar" olacağıdır.
Diğer tüm konularda olduğu gibi hikmetli konuşma
da, peygamberlere has çok dikkat çekici bir özelliktir.
Kuran'ı kendilerine rehber edinmiş olan müminler
Hz. İsa'nın konuşmalarının diğer bir ayette de
belirtildiği gibi "özü kapsayan bir bilgi" (Kehf
Suresi, 91) içerdiğini ve bunun ancak Allah'ın
seçtiği elçilere has olduğunu anlarlar. Gösterdiği
üstün akıl, yaptığı kusursuz teşhisler, getirdiği
çözümler her zaman çok isabetli olup Allah'tan
özel olarak verilmiş bir hikmetin en açık alametlerini
oluşturacaktır. Böylece üstün şahsiyeti ve aklı
açıkça göze çarpacaktır.
4. Çok güvenilirdir
Her elçi gönderildiği topluluğa
ilk olarak "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş
güvenilir bir elçiyim" (Şuara Suresi, 107) ifadesiyle
söze başlayarak kendisini tanıtmıştır. Peygamberlerin
bu güvenilirlikleri, Allah'ın kitabına, dinine,
gönderdiği şeriata tam tamına uymalarından kaynaklanır.
Hiçbir durumda doğru yolun, hak dinin sınırlarının
dışına çıkmazlar. Yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmak istemelerinden dolayı kimseye boyun eğmezler.
Kuran'da hemen hemen tüm peygamberlerin bu özelliklerini
ön plana çıkardıklarından bahsedilmektedir. Örneğin,
Hz. Musa'nın kendisini kavmine tanıtması Kuran'da
şöyle haber verilmektedir:
Andolsun, Biz kendilerinden önce,
Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir
elçi gelmişti; "Allah'ın kullarını bana teslim
edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir
elçiyim" (demişti). (Duhan Suresi, 17-18)
Şüphesiz elçilerin bu önemli
özelliklerini kavimleri her zaman takdir edememişlerdir.
Hatta çoğu zaman elçilerle ilgili yanlış zanları
olmuştur. Çünkü kendi cahiliye sistemlerini terk
edip onların davet ettiği hak dine uymak istememişlerdir.
Ancak aradan belli bir zaman geçtikten sonra elçilerin
en güvenilir insanlar oldukları kavim içinde de
kabul görmüştür. Bu konuda örnek olarak Hz. Yusuf'u
verebiliriz. Hz. Yusuf, uzun bir süre kavmin içinde
zorluklarla denenmiş; önce köle olarak satılmış,
sonra bir süre için hapiste kalmıştır. Allah'ın
dilediği zaman ise güvenilir bir insan olduğu
anlaşılmış, hükümdar tarafından devletin hazinelerinin
başına geçirilmiştir:
Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin,
onu kendime bağlı kılayım." Onunla konuştuğunda
da (şöyle) dedi: "Sen bugün Bizim yanımızda (artık)
önemli bir yer sahibisin, güvenilir (bir danışman-yönetici)sin."
(Yusuf Suresi, 54)
Kuran'da bildirilen peygamberlerin
bu özellikleri kuşkusuz Allah'ın bir elçisi olarak
Hz. İsa'da da görülecektir. Hz. İsa dünyaya ikinci
gelişinde, Allah'ın değişmez bir kanunu olarak
halk arasında güvenilirliği ile dikkat çekecektir.
Allah, Hz. Yusuf'a ve diğer tüm elçilerine olduğu
gibi, Hz. İsa'ya da yardım edecek ve onun ne kadar
emin bir insan olduğunu zamanı geldiğinde insanlara
gösterecektir.
5. Allah'ın koruması altındadır
Andolsun, (peygamber olarak)
gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:
Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer)
bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız,
üstün gelecek olanlar onlardır. (Saffat Suresi,
171-173)
Allah her zaman elçilerini diğer
insanlardan üstün kılmıştır. Tarih boyunca gönderilen
her peygamber, Allah'ın yardımıyla düşmanlarına
karşı üstünlük kazanmış, onların kurdukları tuzaklardan
korunmuştur. Aldıkları her karar, uyguladıkları
her yöntem hep hayırla ve başarıyla sonuçlanmış,
Rabbimiz onları her durumda desteklemiştir.
Dolayısıyla Allah'ın elçisi Hz.
İsa'yı bekleyen müminler için yol gösterici bir
başka işaret de onun her işinin başarı ile sonuçlanması
olacaktır. Öyle ki aldığı her karar, uyguladığı
her yöntem kendisi ve etrafındaki müminler için
hayırlı sonuç verecektir. Hatta ilk bakışta aksilik
gibi görünen olaylar dahi bir süre sonra onların
hayrına dönecektir. Ve Hz. İsa'nın aldığı tüm
kararların en doğrusu, en akılcısı olduğunu bu
olaylar ispat edecektir. Çünkü Allah Kuran'da
elçilerinin her ne olursa olsun tüm zorluklara
rağmen üstün geleceklerini, onları kesin olarak
yardımıyla destekleyeceğini vadetmiştir.
Allah'ın bu vaadiyle Hz. İsa'ya
küçük büyük her işte gelen başarı ve bereket hem
düşmanlarının, hem de yanındaki inananların dikkatini
çekecek kadar açık olacaktır. Düşmanları da, bu
durumun olağanüstülüğünü fark edecek ancak bunun
Allah'tan gelen bir yardım olduğunu takdir edemeyeceklerdir.
Her işinin başarılı olmasına, attığı her adımın
doğru olmasına bir anlam veremeyeceklerdir. Çünkü
onların amacı, 'kendileri gibi bir beşer' olarak
gördükleri bu mübarek insana karşı üstün gelmektir.
Ancak "Sonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri
böyle kurtarırız; müminleri kurtarmamız Bizim
üzerimize bir haktır." (Yunus Suresi, 103) ayetinde
de bildirildiği gibi, Allah bu konuda yaptıkları
herşeyi sonuçsuz çıkaracak ve elçisine yardım
edecektir. Ona kurulan tuzaklar, açılan savaşlar
hiçbir zaman başarılı bir sonuca ulaşamayacaktır.
6. Yaptıkları için karşılık beklemez
Tüm elçilerin taşıdığı ortak
bir özellik de, yaptıkları hiçbir şey için ücret
beklememeleridir. Yaptıkları büyük hizmetler karşılığında
bekledikleri tek şey Allah'ın rızasıdır. Çevrelerindeki
hiç kimseden bir ücret, bir fayda talep etmezler.
Nitekim Kuran'a baktığımızda da, tüm elçilerin
bu özelliği üzerlerinde taşıdıklarına ve bunu
sözle de dile getirdiklerine şahit oluruz:
Ey kavmim, ben bunun karşılığında
sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim,
beni yaratandan başkasına ait değildir. Akıl erdirmeyecek
misiniz? (Hud Suresi, 51)
Elçilerin taşıdıkları bu üstün
özellik Hz. İsa'da da görülecektir. Allah'ın peygamberi
olarak tüm insanları İslam Dinine davet edecektir.
Ancak yaptığı şeylerin karşılığında hiçbir maddi
çıkar, bir ücret talebi olmayacaktır. Kuran'da
bildirilen tüm elçiler gibi yaptığı herşeyin karşılığını
Allah'tan bekleyecek ve bu özelliğiyle de gerek
yakın çevresinde, gerekse içinde bulunduğu toplumda
dikkat çekecektir.
Ancak şu nokta unutulmamalıdır
ki, diğer konularda olduğu gibi bu konuda da onu
ancak inananlar takdir edebilirler. İçinde bulunduğu
toplum Hz. İsa'nın bu özelliğini farketse bile,
kimi düşmanları onu engellemek için diğer tüm
peygamberlere yapıldığı gibi çeşitli iftiralarda
bulunabilir. Bu iftiraların arasında kuşkusuz
onun "yaptıkları karşılığında bir çıkar sağlamaya
çalıştığı, menfaat gözettiği" gibi suçlamalar
da olması muhtemeldir. Ancak Allah her konuda
işinin hayırla sonuçlanmasına izin verdiği gibi,
bu konuda da inkarcıların iftiralarının asılsızlığını
tek tek ortaya çıkarır ve elçisine yardım eder.
7. Müminlere karşı şefkatli ve
merhametlidir
Peygamberlerde görülen en önemli
özelliklerden biri de "merhamet ve şefkat"tir.
Peygamberler her zaman yanlarındaki müminlere
karşı çok şefkatli ve merhametli olmuşlar, onların
dünyadaki ve ahiretteki durumlarını düzeltmek
için çalışmışlardır. Hz. İsa'nın ahlakının en
belirgin özelliklerinden biri de müminlere karşı
olan bu şefkati ve merhameti olacaktır. Allah,
gönderdiği elçilerde çok yoğun olarak görülen
bu özelliği Kuran'da şöyle tanıtmıştır:
Andolsun size, içinizden sıkıntıya
düşmeniz onun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere
şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.
(Tevbe Suresi, 128)
İşte Hz. İsa da bu ayette belirtildiği
gibi çevresindeki müminlere karşı son derece "müşfik
ve koruyucu" bir tavır içerisinde olacak ve bu
benzersiz samimiyet ve candanlık onun Hz. İsa
olduğunun en anlaşılır delillerinden birini oluşturacaktır.
Sahte mesihlerin ortaya
çıkışı Hz. İsa'nın gelişinin habercisidir
Allah'ın şerefli elçisinin gelişi için hazırlık
yapmak isteyen iman sahiplerini gevşekliğe sürüklemek
isteyenler olabilir. Bu insanlar çeşitli bahanelerle
Hz. İsa için hazırlık yapmayı gereksiz göstermeye
çalışabilirler. Bunun için kullanacakları bahanelerden
biri de sahte mesihlerin ortaya çıkması olacaktır.
Zaman zaman akıl sağlığı yerinde olmayan veya
çeşitli çıkarlar peşinde olan kimi insanlar Hz.
İsa olduklarını iddia etmişlerdir. Bazı çevrelerse
bu cehalet içindeki insanların yaptıklarını kendi
menfaatleri için kullanmaya çalışmış, "Hz. İsa
gelecek şeklindeki yorumlar, sahte mesihlerin
ortaya çıkmasına neden oluyor" şeklinde açıklamalarda
bulunmuşlardır. Bu açıklamalarla Hz. İsa'nın yeryüzüne
yeniden gelişi için yapılacak hazırlıkları yavaşlatmak
ve hatta durdurmak istemişlerdir. Ancak Allah'ın
vaat ettiği bu kutlu dönemin gelişini kimse geciktiremeyecektir.
Çünkü onlar çok önemli bir gerçeği fark edememektedirler:
"Sahte mesihlerin ortaya çıkışı Hz. İsa'nın gelişinin
bir alametidir, müjdesidir". İncil'de bu konuyla
ilgili birçok açıklama bulunmaktadır:
İsa Zeytinlik Dağı'nda otururken, şakirtleri
gelip, bir kenarda ona sordular: "Söyle bize,
bu olaylar ne zaman olacak ve senin gelişinin
ve dünyanın sonunun belirtisi ne olacak?" İsa
onlara şu cevabı verdi: "Sakın, sizi kimse yanıltmasın.
Çünkü birçokları benim adımla gelip: Mesih benim,
diyeceklerdir ve birçok kimseleri yanıltacaklardır..."
(Matta, 24: 3-5)
Eğer o sırada size biri: "İşte Mesih burada,
ya da şurada derse, ona inanmayın. Çünkü yalancı
Mesihler ve yalancı peygamberler ortaya çıkacak
ve mümkün olursa, seçilmiş olanları bile yanıltacak
harikalar ve fevkalade şeyler yapacaklardır. İşte
size önceden söyleyeyim. (Matta, 24: 15-23)
Hz. İsa'yı gerçek iman sahipleri alametlerinden
hemen tanıyacaklardır. Yaptığı her hareket hikmetli
ve benzersiz olacak, bu alametlerle diğer insanlardan
ayrılacak ve hiçbir ispata gerek duymadan hemen
tanınabilecektir. Sahte mesihlerin kendilerini
ispata çalışmaları ise onların sahteliklerinin
en açık delilidir.
Hz. İsa'nın delilleri yaptıkları olacaktır. O,
dinsiz akımları, inkarın ve ahlaksızlığın insanlar
arasında yayılması için çaba sarf edenlerin sistemleri
çok büyük bir bozguna uğratacaktır. Allah'ın vahyiyle
hareket ettiği için inkar edenlerin tuzaklarını
bozması, Allah'ın dinini insanlar arasında yayması,
küfrün çabalarını etkisiz hale getirmesi onun
için çok kolay olacaktır. Mucizeleriyle Allah'ın
dininin hak olduğunu ve iman edenlerin mutlaka
üstün geleceklerini ispat edecektir. Rabbimiz
inananları Kuran'da şöyle müjdeler:
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla
söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu
tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini
hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle
ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı
üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile.
(Saff Suresi, 8-9)
Hz. İsa, Yeryüzünde Hiçbir Akrabası
ve Tanıyanı Olmamasıyla Tanınacaktır
Hz. İsa'yı sahte mesihlerden ayıran en önemli farklılıklardan
biri ise dünya üzerinde annesi, babası, herhangi
bir akrabası, arkadaşı, tanıyanı olmamasıdır.
Kitabın önceki bölümlerinde de açıkladığımız
gibi Hz. İsa Allah'ın "Ol" emriyle babasız olarak
dünyaya gelmiştir. Allah, Hz. İsa'nın bu durumunu
Kuran'da Hz. Adem'in yaratılışına benzetmekte
ve şöyle buyurmaktadır:
Şüphesiz, Allah katında İsa'nın
durumu Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı,
sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi.
(Al-i İmran Suresi, 59)
Ayette de belirtildiği gibi Allah Hz. Adem'e
"Ol" demiştir ve Hz. Adem yaratılmıştır. İşte
Hz. İsa'nın ilk yaratılışı da Allah'ın "Ol" demesiyle
gerçekleşmiştir. Hz. Adem'in anne ve babası yoktur,
Hz. İsa'nın ilk dünyaya gelişinde ise sadece annesi
Hz. Meryem vardır; fakat yeryüzüne yeniden geleceği
ikinci seferde onun annesi de hayatta olmayacaktır.
Aradan yüzyıllar geçtikten sonra bilinen hiçbir
akrabası olmadan yeryüzünde bulunacaktır.
Kuşkusuz bu sayede Hz. İsa'nın yeryüzüne yeniden
gelişinde, onun Hz. İsa olduğundan şüphe edilebilecek
bir durum oluşmayacaktır. Sahte mesihlik iddiasında
bulunan kimselerin ise yalanları kolayca anlaşılabilecektir.
Çünkü tüm çocukluğu insanlar arasında geçmiş,
çok sayıda çocukluk resmine sahip, kendisini küçüklüğünden
itibaren tanıyan sayısız kişiye sahip bir insanın
Hz.İsa olduğunu iddia etmesi son derece mantıksızdır.
GERİ
|