|

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ MÜSLÜMANLARI
HZ. İSA'NIN GELİŞİ İLE MÜJDELENMİŞTİR
Hicri
13. asrın en büyük İslam alimlerinden biri olan
Bediüzzaman Said Nursi, 1960 yılında Hakk'ın rahmetine
kavuşana kadar, bütün ömrünü insanları Allah'a
iman etmeye ve Kuran ahlakını yaşamaya davet ederek
geçirmiştir. Bu uğurda çok fazla eziyet görmüş,
ancak o, yaşadığı hayattan her zaman razı olmuş
ve başına gelen her zorluğu büyük bir tevekkülle,
sabırla, neşeyle karşılamıştır. Bir Kuran tefsiri
olan Risale-i Nur Külliyatı, Bediüzzaman'ın Allah'a
olan coşkulu sevgisini, derin imanını ve Allah'ın
dinine olan bağlılığını açıkça ortaya koyan çok
hikmetli öğütlerle doludur. Bu nedenle bu kıymetli
insanın yaptığı açıklamalar ve verdiği örnekler,
tüm Müslümanlar için çok önemli bir rehber hükmündedir.
Bediüzzaman eserlerinde, ahir
zaman ve Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişi
konularına çok geniş yer ayırmıştır. Özellikle
vurguladığı konuların başında ise Hz. İsa'nın
yeryüzüne geldiği sırada dünya üzerindeki dinsiz
fikir sistemlerini temsil eden "Deccal" isimli
şahs-ı manevi ile çok büyük bir mücadele yürütüp,
onu yeneceğidir. Hz. İsa dinsizliği ortadan kaldıracak,
Allah'ın hak dininin ahlakını dünya üzerinde hakim
kılacak, bunu yaparken de Müslümanlarla birlikte
hareket edecektir.
Kitabın bu bölümünde Bediüzzaman
Said Nursi'nin eserlerinin çeşitli bölümlerinde
yer alan Hz. İsa ile ilgili izahlar ele alınacaktır.
Hz. İsa'nın
Allah Katına alınışı
Bediüzzaman, Mektubat isimli
eserinin girişinde 3 hayat tabakasından bahseder:
Bunlardan birincisi tüm insanların şu an yaşadığı
hayat tabakasıdır. İkincisi ise Hz. Hızır'ın yaşadığı
hayattır. Bediüzzaman bu hayatı "... bir vakitte
pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet
levazımatıyla daimî mukayyed değillerdir. Bazan
istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler;
fakat bizim gibi mecbur değillerdir..." şeklinde
açıklar. Üçüncüsü ise Hz. İsa'nın bulunduğu hayat
tabakasıdır.
Üstad Bediüzzaman bu hayatla
ilgili şu önemli açıklamaları yapmıştır:
(1)
Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa (as)'ın
tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından
(gerekli olanlar) tecerrüd (ayrılma, temizlenme)
ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî
bir letafet kesbeder (güzellik kazanır). Âdeta
beden-i misalî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde
olan cism-i dünyevîleriyle semavatta bulunurlar.
(Mektubat, s. 6)
Bediüzzaman bu sözünde Hz. İsa'nın
insanların hayatlarını devam ettirmek için gerek
duydukları herşeyden uzaklaştığını, meleklerinkine
benzer bir hayata kavuşup nurani bir güzellik
kazandığını ifade etmektedir. Hz. İsa'nın bir
yıldız gibi parlayan ve eşsiz güzellikte olan
dünyadaki bedeniyle gökyüzünde bulunduğunu açıklamaktadır.
BediüzzamanSaid Nursi'nin dikkat
çektiği bir diğer önemli konu ise Hz. İsa'nın
ikinci kez dünyaya gelişi hakkında şüphe içinde
olan çevrelerdir. Bediüzzaman açıklamalarında
tüm kainatı yoktan var eden, herşeye kadir olan
Rabbimiz'in Hz. İsa'yı ikinci kez dünyaya getirmeye
muktedir olduğunu hatırlatmaktadır.
(2)
Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen
ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i
Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri
âlem-i ervahtan (ruhlar aleminden) gönderip beşer
suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların
çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle
dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i
İsa aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir
hüsn-ü hâtimesi (güzel netice) için, değil sema-i
dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i
İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi
ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i
azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya
göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil...
belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için (gerektiği
için) va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek.
(Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57)
Bediüzzaman bu sözünde melekleri
insan suretinde yeryüzüne gönderen, kainattaki
bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm boyutların tek
sahibi olan, alemlerin Rabbi olan Allah'ın Hz.
İsa'yı da istediği surette yeniden dünyaya geri
getirebileceğini söyler. Hz. İsa'nın böyle önemli
bir dönemde ve böyle şerefli bir görev için yeniden
dünyaya geleceğini vaat eden Rabbimiz, mutlaka
vaadini yerine getirecektir.
Hz. İsa
geldiğinde imanın nuru ile tanınır
(1)
Kitabın önceki bölümlerinde de vurguladığımız
gibi, Hz. İsa'nın dünyaya ikinci kez geldiğinde
nasıl tanınacağı konusu her zaman merak konusu
olmuştur. Bediüzzaman eserlerinde bu konuyu da
açıklamakta, Hz. İsa'nın imanın nuru ile tanınacağını
söylemektedir. Üstad'ın üzerinde durduğu bir diğer
konu ise, Hz. İsa'yı herkesin tanıyamayacağı,
sadece ona yakın olan kişilerin ve imanda derinleşmiş
olanların onu tanıyabilecekleridir.
Hazret-i İsa aleyhisselâm geldiği
vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek
lâzım değildir. Onun mukarreb (yakınları) ve havassı
(dindarlar ve manevi derecesinde yüksekler), nur-u
iman ile onu tanır. Yoksa bedahet (aşikarlık)
derecesinde herkes onu tanımayacaktır. (Mektubat,
15. Mektup, s. 56-57)
(2)
Bediüzzaman bir diğer açıklamasında Hz. İsa'yı
tanıyanların sayıca çok az olacaklarından, dünya
üzerindeki dinsiz güçlerin çok daha güçlü olacağından
bahsetmektedir:
Rivayette var ki: -İsa aleyhisselâm
Deccal'ı öldürdüğü münasebetiyle- "Deccal'ın fevkalâde
büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde
ve Hazret-i İsa aleyhisselâm ona nisbeten çok
küçük bulunduğunu" gösterir. Bunun bir tevili
şu olmak gerektir ki: İsa aleyhisselâm'ı nur-u
iman ile tanıyan ve tâbi' olan cemaat-ı ruhaniye-i
mücahidînin kemmiyeti (miktarı), Deccal'ın mektebce
ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok
az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir. (Şualar,
s. 588-589)
Bediüzzaman bu sözleriyle Hz.
İsa'ya tabi olacak olan cemaatin ilk başlarda
sayıca az olacağına dikkat çekmektedir.
"...Deccal'ın mektebce ve
askerce ilmî ve maddî ordularına...": Bediüzzaman
bu ifadeyle Hz. İsa'nın karşısında yer alacak
olan dinsiz güçlerin maddi açıdan çok güçlü olacaklarını
belirtmektedir.
"...cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin...":
Bu ifadeyle Hz. İsa'ya tabi olan topluluğu
tarif etmektedir. "Cemaat" ifadesiyle bu kişilerin
birarada olduklarına, birlikte hareket ettiklerine
işaret edilmektedir. Bu "cemaat" dinsiz güçlerin
hakim olduğu yerlerde din ahlakını hakim etmek
için büyük bir çaba sarf edecek, ihlasla Allah
yolunda çalışacaktır. "Ruhani" ifadesi ise bu
cemaattekilerin samimi iman etmiş, olayların görünen
yönlerinin yanısıra batıni yönlerini de yaşayan
bir topluluk olduğuna dikkat çekmektedir. "Mücahidin"
kelimesi ise bu cemaatin Allah yolunda çaba sarf
eden, Allah'ın dinini yaymak için dünya çapında
büyük bir tebliğ faaliyeti yürüten bir topluluk
olduğuna işarettir.
Hz. İsa
İslam diniyle hükmedecek, Kuran'a tabi olacak
Bediüzzaman Said Nursi, dinsiz
ideolojilerin hakim olduğu böyle bir dönemde Hz.
İsa'nın yeniden dünyaya döneceğini müjdelemektedir.
Üstad'ın aşağıdaki sözlerinde haber verdiği gibi,
Hz. İsa yeryüzüne ikinci kez gelişinde Kuran'la
hükmedecek, Kuran'a tabi olacaktır. Hıristiyanlık
ile Müslümanlık birleşerek dinsizlik akımına karşı
Kuran ahlakını yaşayarak üstün geleceklerdir.
Risale-i Nur'da bu konuyla ilgili aktarılanlar
şöyledir:
(1) Ahir
zamanda Hazret-i İsa (as) gelecek, Şeriat-ı Muhammediye
(ASM) ile amel edecek mealindeki hadîsin sırrı
şudur ki: Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin (tabiat
felsefesi) verdiği cereyan-ı küfrîye (inkarcı
hareket) ve inkâr-ı uluhiyete (Allah'ı inkar)
karşı İsevîlik dini tasaffi ederek (arınarak)
ve hurafattan tecerrüd edip (hurafelerden temizlenip)
İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasıl ki
İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla
o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür;
öyle de Hazret-i İsa (as), İsevîlik şahs-ı manevîsini
temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil
eden Deccal'ı öldürür.. yani inkâr-ı uluhiyet
fikrini öldürecek. (Mektubat, s. 6)
"...felsefe-i
tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı
uluhiyete (Allah'ı inkar) karşı...":
Bediüzzaman Hz. İsa'nın Darwinizm'in meydana
getirdiği inkarcı harekete ve Allah'ın varlığını
inkar edenlere karşı büyük bir mücadele yürüteceğini
belirtmektedir.
"...İsevîlik
dini tasaffi ederek (arınarak) ve hurafattan tecerrüd
edip İslâmiyete inkılab edeceği..."
Bediüzzaman bu hikmetli açıklamasında Hz.
İsa'nın ahir zamanda tekrar dünyaya geldiğinde
İslam dininin gereklerine göre hareket edeceği
yönündeki hadisi tefsir etmektedir. Hz. İsa'nın
mücadelesi çeşitli hurafeler ve geleneklerle özünden
uzaklaşan Hıristiyanlığın özüne dönmesi ile başlayacaktır.
Hz. İsa Hıristiyanlığı tüm batıl hurafelerden
temizleyecek ve daha sonra da İslamiyete dönecektir.
Böylece Hıristiyanlar ve Müslümanlar
birlik olup, dünya üzerinde çok büyük bir güç
oluşturacaklardır. Hz. İsa bu dinsiz sistemin
bütününü ifade eden Deccal'i öldürecek, inkarcı
sistemleri tamamen yeryüzünden kaldıracaktır.
(2)
İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli
göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (as)'ın şahsiyet-i
maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini
zuhur edecek, yani rahmet-i ilahiyetinin semasından
nuzul edecek; hal-i hazır Hıristiyanlık dini o
hakikata karşı tasaffi (saflaşacak) edecek, hurafattan
ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslamiye ile
birleşecek; manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet'e
inkilab edecektir... (Mektubat, s. 53)
Bediüzzaman yukarıdaki sözünde
dinsizliği temsil eden Deccal'in görünürde çok
kuvvetli olduğuna dikkat çekmektedir. İşte bu
dönemde Hz. İsa Allah'ın rahmeti sayesinde tekrar
yeryüzüne gelecek ve böylece gerçek Hıristiyanlık
ortaya çıkacaktır. Daha önce de vurguladığımız
gibi, Hz. İsa'nın ilk yapacağı şey, vahyedilmesinden
sonra çeşitli tahrifata uğrayan Hıristiyanlık
dinini aslına döndürmek, tüm batıl uygulamaları,
sapkın inanışları, aslı olmayan uygulamaları,
gereksiz gelenek ve kuralları ortadan kaldırmak
olacaktır. İki bin yıldan bu yana özünden uzaklaşma
süreci yaşamış olan Hıristiyanlığı özüne döndürebilecek
olan tek kişi Hz. İsa'dır. Böyle bir değişim de
bugüne kadar gerçekleşmemiştir.
"...hakaik-i
İslamiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık bir
nevi İslamiyet'e inkilab edecektir...":
Hıristiyanlığın saf haline dönerek vahyedildiği
özüne geri dönüşünden sonra, Allah'ın son hak
dini ve Allah Katında tek geçerli din olan İslam'ın
gerçekleriyle birleşecek ve İslam'a dönüşüme başlayacaktır.
(3)
Ve Kuran'a iktida (uymak, tabi olmak) ederek,
o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet,
metbu (tabi olunan) makamında kalacak. Din-i Hak,
bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır.
Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub
olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde,
dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında
iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan
şahs-ı İsa (as), o din-i hak cereyanının başına
geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık (Hz. Muhammed (sav)),
bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek
haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem
Kadir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır.
(Mektubat, s. 54)
"...Kuran'a
iktida (uymak, tabi olmak) ederek, o İsevilik
şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında
kalacak..": Hıristiyanlığın
Hz. İsa ile başlayacak olan bu dönüşümü, son kitap
olan ve herkesin uymakla mükellef olduğu Kuran'a
tabi olmakla neticelenecek. Hz. İsa'nın şahsı
ve ona tabi olan Hıristiyanlık İslam'a tabi olacak.
"...Dinsizlik
cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik
ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına
galebe edip dağıtacak...": Hz.
İsa öncülüğündeki Hıristiyanlık Kuran'a tabi olduğunda
çok büyük bir güç oluşacak. Çünkü günümüzde dünyanın
en büyük iki dini olan Hıristiyanlık ve Müslümanlık
hem siyasi, hem ekonomik hem de manevi yönden
çok büyük iki kuvvettirler. Bu nedenle de dinsiz
ideolojiler karşısında birleştiklerinde çok büyük
bir güç kazanarak dinsizlik akımlarını fikren
yok edip, dağıtacaklardır. İnsanları hayatlarının
gerçek amacından uzaklaştıran, bencil, sevgisiz,
çatışmacı bir hayata iten materyalist felsefe
ve dinsizliğin dünya üzerindeki etkileri iki dinin
birleşmesiyle ortadan kalkacaktır.
"...cism-i
beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa (as), o din-i hak
cereyanının başına geçeceğini...":
İki dinin ittifakı ve Hıristiyanların Kuran'a
tabi olması ile dünyada nüfus çoğunluğuna sahip
olacak iki din, tek bir ses ve tek bir vücut gibi
hareket edecek,. bu hak dinin başına ise Hz. İsa
geçecektir. Bediüzzaman bu sözünde Hz. İsa'nın
yeryüzüne gelip, bu hareketin başına geçeceğini
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde haber verdiğini
hatırlatmış ve bu nedenle de bu haberin mutlak
gerçekleşecek olan hak bir bilgi olduğunu söylemiştir.
Hz. İsa'nın
dinsiz akımlarla olan mücadelesi
Bediüzzaman Said Nursi ahir zamanla
ilgili olan açıklamalarında, iki felsefi akımın
yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağını ve bu akımların
dinsizliği hakim kılmak için çaba sarf edeceklerini
vurgular. Bu akımlardan birincisi İslam ahlakını
içten tahrip etmeye çalışacaktır. İkincisi ise
Allah'ı açıkça inkar eden, maddenin ezelden beri
var olduğunu, sonsuza kadar da var olacağını öne
süren ve canlılığın cansızlıktan tesadüfen ortaya
çıktığını savunan maddeci ve tabiatçı anlayış,
yani materyalizm ve natüralizmdir. (Natüralizm,
Darwin'in evrim teorisinin felsefi boyutu olarak
da bilinir.)
Bu tanımlama elbette Allah'ın
varlığını inkar eden bütün fikir akımlarına da
temel teşkil etmiştir. Materyalistler tarihin
en eski çağlarından beri bütün hak dinlere karşı
cephe almışlar, bu yolda karşılarına çıkanlarla
mücadele etmiş, halklara zulmetmiş, savaşlar çıkarmış,
her türlü yozlaşmanın en ön safhalarında yer almışlardır.
Hz. İsa da yeryüzüne tekrar döndüğünde bu materyalist
ve Darwinist anlayışla mücadele edecek ve Allah'ın
izniyle onlara karşı galip gelecektir.
(1)
Bediüzzaman, külliyatında bu materyalist akıma
şöyle dikkat çekmektedir:
Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden
tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe
ahir zamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar
ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir
dereceye gelir... Allah'ı inkâr eden o cereyan
efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine
birer rububiyet (İlahlık) verir. Ve onların başına
geçen en büyükleri, ispirtizma (ölülerle haberleşmenin
mümkün olduğuna inanan görüş) ve manyetizmanın
(bazı hareketlerle başkasını etkileme-hipnotizma)
hâdisatı nev'inden müdhiş hârikalara mazhar olan
Deccal ise; daha ileri gidip, cebbarane surî (dış
görünüşe ait) hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur
edip uluhiyetini ilân eder. (Mektubat, 15. Mektup,
56)
Bediüzzaman bu sözünde tabiiyyun
ve maddiyyun felsefelerinin toplum üzerindeki
yıkıcı etkileri üzerinde durmaktadır. Üstad'ın
"tabiatçılık yani tabiata tapma ve maddecilik
yani sadece maddenin varlığını kabul etme hastalığı"
olarak tanımlayabileceğimiz bu ifadesi, dinsizliğin
temelini oluşturan materyalizm ve Darwinizm'e
dikkat çekmektedir. Ahir zamanda bu iki felsefe
maddeci felsefe vasıtasıyla tüm dünyada yayılacak,
Allah'ın varlığını açıkça inkar eder bir hal alacaktır.
Bu akımların mensupları Allah'ın sonsuz güç ve
kudretini inkar edip, kendilerinin müstakil güçlere
sahip oldukları vehmine kapılırlar.
(2)
Bediüzzaman Deccal ve oluşturduğu dinsiz kuvvet
ile ilgili şu tariflerde bulunmaktadır:
Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı
uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi
zîr ü zeber (karma karışık) eden Deccal komitesini,
Hazret-i İsa (as)'ın din-i hakikîsini İslâmiyet'in
hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve
fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve "Müslüman
İsevîleri" ünvanına lâyık bir cem'iyet, o Deccal
komitesini, Hazret-i İsa (as)'ın riyaseti altında
öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı uluhiyetten
kurtaracak. (Mektubat s. 441)
"... inkâr-ı uluhiyet niyetiyle
medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber...":
Bediüzzaman, Deccal ve onun temsil ettiği
dinsiz akımları "Allah'ın varlığını inkar amacıyla
medeniyeti ve insanların mukaddesatlarını karıştıran"
bir birlik olarak tanımlamaktadır.
"...
Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın din-i hakikîsini
İslâmiyet'in hakikatıyla birleştirmeye çalışan
hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında
ve "Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cem'iyet...":
Tüm bozulmalardan arındırılan gerçek Hıristiyanlığın
İslam dini ile birleşmesi için samimiyetle, fedakarane
çaba sarf eden Hz. İsa ve samimi İsevileri Bediüzzaman
"Müslüman İseviler" olarak tanımlamaktadır. Hz.
İsa önderliğindeki bu Müslüman İseviler cemaati,
Üstad'ın Deccal şahs-ı manevisinde tanımladığı
dinsiz fikir sistemlerini ortadan kaldıracaktır.
(3) "O
kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hazret-i
İsa (A.S.) onu öldürebilir, başka çare olamaz."
rivayet edilmiş. Yani, onun mesleğini ve yırtıcı
rejimini bozacak, öldürecek; ancak semavî ve ulvî,
hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-ı
Kur'aniyeye iktida ve ittihad eden bu İsevî dinidir
ki, Hazret-i İsa (as)'ın nüzulü ile o dinsiz meslek
mahvolur ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir
nezle ile öldürülebilir. (Şualar, s. 581)
Bediüzzaman bu hikmetli sözünde
Deccal'i ancak Hz. İsa'nın yok edebileceğine işaret
eden hadislere dikkat çekmiştir. Deccal'in yerleşik
düzenini, saldırgan rejimini ortadan kaldıracak
olan, dinsizliği insanlar arasında yaymak ve mukaddesatı
bozmak olarak tarif edilen mesleğini bozacak olan
Hz. İsa, ona tabi olan samimi İseviler ve hurafelerden
sıyrılıp Kuran'a teslim olan Hıristiyanlardır.
Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişi ile Deccal'in
dinsiz mesleği ölecektir.
"o dinsiz
meslek mahvolur ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop,
bir nezle ile öldürülebilir": Bediüzzaman
burada çok önemli bir konuya dikkat çekmektedir.
Önemli olan dinsizliği insanlar arasında yaymak
için çaba sarf eden insanları teker teker fikren
etkisiz hale getirmek değil, dinsiz akımların
yaşamasına imkan veren, olara sözde dayanak sağlayan
tüm fikri sistemlerin ortadan kaldırılmasıdır.
Yoksa kişilerin teker teker fikren etkisiz hale
getirilmesi çok kolaydır.
(4)
Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî
(inkarcıların inkarlarını artıran olay) hârikalarıyla
kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o
dehşetli Deccal'ı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek;
ancak hârika ve mu'cizatlı ve umumun makbulü bir
zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve
ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa
(as)'dır. (Şualar, s.587)
Bediüzzaman bu sözünde de çeşitli
kandırmacalarla, aldatmacalarla insanların inkarlarını
daha da artırmak için çaba sarf eden dinsiz akımları
ortadan kaldırabilecek, kendisine meslek edindiği
bu çabasından Deccal'i döndürebilecek tek kişinin
Hz. İsa olduğunu belirtmektedir.
(5)
Büyük Deccal, şeytanın iğvası (aldatma) ve hükmü
ile şeriat-ı İseviye'nin ahkâmını kaldırıp Hıristiyanların
hayat-ı içtimaiyelerini (sosyal hayat) idare eden
rabıtaları bozarak, anarşistliğe ve Ye'cüc ve
Me'cüc'e zemin hazır eder. (Şualar, s. 593)
Bediüzzaman dünya üzerindeki
dinsiz fikir sistemlerinin tümünü birden tanımlamak
için kullandığı Deccal'in, İseviliğin tüm dini
hükümlerini ortadan kaldırmayı, sosyal hayatı
düzenleyen tüm manevi bağlarını bozarak bu kişileri
bozgunculuğa, isyankarlığa ve anarşizme teşvik
eden bir akım olduğunu belirtmektedir.
(6) Bediüzzaman,
Hz. İsa ve onunla birlikte olan İseviler'in dinsiz
akımları yokedişini ise şu şekilde tanımlamaktadır:
Şahs-ı İsa (as)'ın
kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal'in, teşkil
ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azametli
heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak
İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler, din-i İsevi'nin
hakikatini hakikat-i İslamiye ile mezcederek (karıştırarak)
o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek... (Şualar,
s. 493)
"dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik
azametli heykeli: Bediüzzaman bu sözleriyle
dünyanın dört bir yanını etkisi altına almış olan
maddeci akımları çok büyük bir heykele benzetmektedir.
Bu heykel söz konusu akımların yerleşik ve kuvvetli
olduklarına bir işaret olabilir. Büyük bir heykeli
yıkmak, yerinden sökmek oldukça zordur. Ancak
bu heykelin yıkılmasıyla maddiyunluk ve dinsizlik
hem maddi hem de manevi olarak ortadan kalkacaktır.
"din-i İsevinin hakikatini
hakikat-i İslamiye ile mezcederek": Hz. İsa
ikinci kez dünyaya geldiğinde Allah'ın son kitabı
olan Kuran'a tabi olacak, bozulmuş olan Hıristiyanlığı
gerçek haline döndürüp gerçek İslam'la birleştirecektir.
"o kuvvetle onu dağıtacak,
manen öldürecek": Allah'ın iki hak dini birleştiğinde
geniş anlamda çok büyük bir güç kazanacaktır.
Dünyanın dört bir yanında hakim ideoloji olan
materyalizmi fikren mağlup edecekler ve insanlar
üzerindeki bütün etkisini yok edecekler.
Bediüzzaman Said Nursi, Hz. İsa'nın
yeryüzüne ikinci kez dönüşünü anlattığı tüm açıklamalarında
onun o dönemdeki tüm inkarcı sistemleri ortadan
kaldıracağına ve bunu yaparken de Müslümanlarla
birlikte hareket edeceğine işaret etmektedir.
Hz. İsa, İslam dünyasındaki samimi Müslümanlarla
birlik olup, inkarcı sistemin zulmünü ortadan
kaldıracaktır.
GERİ
|